Yazarla Söyleşi

4'üncü blog turumuzun 2. kısmında yine Jim Butcher'layız!


Türkiye’nin ilk blog turunu düzenleyen ÜKG (Ütopik Kızların Günlüğü) Birliği olarak dördüncü blog turumuzun ikinci kısmıyla sizlerleyiz. Bu hafta İthaki Yayınları‘nın desteğiyle Jim Butcher’ın Dresden Dosyaları serisinin ikinci kitabı Fırtına Kurtadamlar’ı inceledik. Burada kitapla ilgili yorumumu ve Jim Butcher’la yapılmış (ne yazık ki benim değil, başka birinin yaptığı) röportajı bulacaksınız. Yorumlar, ön okuma, alıntılar, okur testi ve daha fazlası için diğer tur blog’larına da mutlaka uğrayın!


Kağıt Kız: Ön okuma
Kitab-ı Sevda: Anita Blake-Harry Dresden karışlaştırması ve okuyucu testi
Kitap Esintisi:  Kitap yorumu
Sevgili Kitap: Alıntılar
Romancelolik: Kitap yorumu
Kitaplık Kedisi: Kitap yorumu
Jim Butcher, aşağıda okuyacağınız röportajı 6’ncı kitabının yayınlanmasının ardından SF Site‘a vermiş. İleriki kitaplar için spoiler olabilecek kısımların da aralarında bulunduğu bazı soruları çıkardım, o nedenle gönül rahatlığıyla okuyabilirsiniz.
Geçmişinizden biraz bahseder misiniz? Bu, yazılarınızı nasıl etkiliyor?
Tam bir sci-fi ve fantazi ‘nerd’üyüm ve bununla gurur duyuyorum. Narnia Günlükleri, Prydain Günlükleri ve Yüzüklerin Efendisi’ni ve bulabildiğim tüm benzer kitapları okuyarak büyüdüm. Star Wars dünyasında yaşadığımız söyleyebiliriz aslında. Sonunda bir ‘geek’ olmaya giden yola koyuldum (özellikle role playing oyunlarıyla) ve o yoldan hiç sapmadım.
‘Geek’ toplumunun uzun süreli bir üyesi olarak konuya bu yazıyı okumak isteyecek herkes kadar hakimim. Star Wars, Shakespeare, filmler ve klasik sci-fi kitapları hakkında referanslar verebilir ve espriler yapabilirim.  Sci-fi hayranı kitleden biri olarak benzer zevkleri paylaşan kişilerin nelerden hoşlanacağını az çok kestirebiliyorum. Umarım bu sayede kitaplarım herkesin hoşuna gidiyordur.
Sizi yazar olmaya iten neydi?
Saplantı. İlk başta iğrenç bir roman yazdıktan sonra ona harcadığım emeğin boşa gitmeyeceğine karar verdim. Tabii ki o zaman kitabımın yayınlanmasının sekiz kat daha fazla çalışmamı gerektireceğini bilseydim bu kadar inat etmezdim. Ya da ederdim belki. Bazen cidden inatçı biri olabiliyorum. 
Web sitenizde Dresden Dosyaları’nın yayın sürecine dair çok güzel bir hikaye var. Lütfen deneyiminizi paylaşın…
Uzun lafın kısası… Yazı dersindeki hocamla uzun bir süre dişimi tırnağıma takarak mücadele ettim; bana verdiği tüm iyi tavsiyeleri geri çevirdim. Sonunda onunla mücadele etmekten yorulunca bir formül üzerine kurulmuş, belli bir türde bir kitap yazmaya karar verdim. Yalnızca hocama bunun ne kadar kötü olacağını göstermek için. Böylece Dresden Dosyaları’nın ilk kitabını yazdım. 
Kitabı yazmamın ardından sorduğum soru bir temsilci ve editörü nasıl bulacağımdı. Kitabıma bakacak bir temsilci veya editör aramaya koyuldum. Bu, 2 yıldan uzun sürdü. Editörlerle tanışmak umuduyla pek çok konferansa gittim. Hatta ‘editörle kahvaltı edin’ tarzı etkinliklere katılabilecek kişilerin seçilmesinde haksızlık yapıldığını düşündüğüm için güvenliği bile atlatmayı başardım. 
Sonunda benim yazdığıma benzer kitapları yazan yazarları temsil eden editörleri aramaya başladım. Dresden Dosyaları Anita Blake kitaplarından önemli ölçüde etkilendi. O yüzden Laurell Hamilton’la çalışan insanları araştırmaya başladım. Onun hayranlarının bulunduğu bir foruma üyeydim ve onlarla tanışma umuduyla editörüyle birlikte katılacağı konferansları takip ettim. Laurell konferansta hiç bir şey hakkında fikrim olmadığını düşünmüş olmalı çünkü sonrasında beni bir kaç kişiyle birlikte yemeğe davet etti. Böylece üç yazar, bir editör ve iki temsilciyle yemek yedim. Hepsi benden yazılarımı kendilerine yollamamı istedi. 
Yemekteki temsilcilerden biri, şu anki temsilcim olan Jennifer Jackson, altı ay kadar önce kitabımı reddetmişti. Bunu ona hatırlattığımda, “Evet, ama şimdi tanıştım seninle” dedi. O yüzden yazar olmak isteyenlere tavsiyem şudur: insanlarla tanışmak büyük bir fark yaratıyor.
Her neyse, sonunda yemekteki temsilcilerden Ricia Mainhardt ile çalışmaya karar verdim. 6 ay içinde Dresden Dosyaları’nın ilk 3 kitabını bir yayınevine sattı.
Dresden Dosyaları’nda kaç kitap olacak?
Eğer istediğim şeyleri yapabilirsem 20’ye yakın ‘vaka incelemesi’ kitabı olacak. Sonunda seriyi büyük, apokaliptik bir üçlemeyle bitireceğim. Çünkü apokaliptik üçlemeleri kim sevmez!
Dresden Dosyaları’na ilham veren spesifik bir şey var mı?
Kesinlikle. Laurell Hamilton’ın Anita Blake serisinden büyük ilham aldım. Hikayelerin spesifik özelliklerinden değil ancak yazarın hikayeye tutunması, istediğini yapması ve bunu yaparken de eğleniyor olması bana ilham verdi. Dresden Dosyaları’nın ilham aldığı diğer yapıtlar Fright Night, Pumpkinhead, The Frighteners, Tremors ve Cast a Deadly Spell gibi kitapların yanı sıra Yüzüklerin Efendisi, The Sword of Shannara, The Case of the Toxic Spell Dump ve Darkfall gibi kitaplar.
Dresden Dosyaları Chicago kentinde geçiyor. Neden Chicago’yu seçtiniz? Orada yaşamadığınız halde belli yerler hakkında nasıl bu kadar ayrıntılı bilgiler edindiniz?
Keşke bunun için çarpıcı bir nedenim olsaydı. Gerçek nedeni ise, yazı hocam kitabın yaşadığım yer Kansas’ta geçmesinin Anita Blake kitaplarına çok benzer olacağını düşünmesiydi. O nedenle bir haritaya baktım ve en yakın büyük şehri seçtim: Chicago.
Şehri araştırmaya başladığımda ise çok şanslı bir seçim yaptığımın farkına vardım. Kültürün ve tarihin birleştiği öyle bir yer ki içinden pek çok hikaye çıkarabilirsiniz. Chicago hakkında biz düzine kitap okumama ek olarak internette tanıştığım Chicagolulardan şehrin belirli yerlerini tasvir etmelerini istedim. Araştırmalarıma ek olarak orada yaşayanların tasvirlerini de göz önünde bulundurarak kitaplarımda gerçeğine çok yakın bir Chicago oluşturmaya çalışıyorum.
Seriyi yazarken nasıl bir araştırma yaptınız?
Çok fazla araştırma yaptım. Dövüş sporları gibi bazı konularda deneyimim vardı. Pek çok dedektif romanı okudum, polis, vb sistemlerin nasıl işlediğini araştırdım. Mitoloji gibi konularda da pek çok kitap okudum. 
Neden bir büyücü seçtiniz?
Neden olmasın ki! Ciddi olmak gerekirse bir büyücüyü seçtim çünkü büyücü figürünün fantazi hikayelerdeki karakterine oldum olası bayılıyorum. Gandalf’tan Obi Wan’a, Belgarath’tan Merlin’e kadar… Başka türlerlerde de büyücüler gibi hareket eden karakterler var. Büyü yapamıyorlar, ancak onların da gizli bilgilere erişimi, kuvvetli karakterleri ve inançlarına bağlılığı var. Mesela bence Sherlock Holmes oldukça büyücüvari bir karakter. Kendi büyücümü yaratırken de ondan çok ilham aldım. 
Bob gibi bir karakteri yaratmak için çıldırmış olmalısınız…
Bob, yazı hocamla aramda bir şaka olarak başladı. Büyünün kurallarını okurlarıma aktarmak için bir yola ihtiyacım vardı. Hocamla konuşurken okurlarım için işi Harry’ye bilgi vermek olan bir karakter oluşturabileceğini belirttim. “Bence iyi fikir, ancak lütfen konuşan bir kafa olmasın,” dedi. 
Hikaye dilinde ‘konuşan kafa’ bütün amacı bilgi vermek olan bir karakterdir. Konuşan kafalar yalnızca bilgi vermek için sayfaya düşerler, karakter göstermeye zahmet etmeden yalnızca var olurlar. Bu yüzden Bob’u tasarladığımda onun gerçek bir konuşan kafa olması gerektiğine karar verdim. Güvenin bana, o zamanlar daha komikti. 
]]>

You Might Also Like

No Comments

    Leave a Reply