Menu
Kitap Yorumu

Amerika’nın Cadıları keşke başka bir yazarın eline düşseymiş

amerika'nın cadıları kitap yorumu zimlicious kitap blogu

Bir süredir takipseyseniz siz de fark etmişsinizdir ki kurgu dışı kitap pek okuyamıyorum ben. Kurguyu bile genelde satırların altını çizerek, notlar alarak, çalışarak okuyorum zaten, kurgu dışı olunca bunu iyice abarttığımdan hem çok yoruluyorum hem de vallahi beynim çabuk yanıveriyor. Ancak ilgimi çeken konular söz konusu olduğunda işler değişiyor tabii ki. Amerika’nın Cadıları da bu sayede şans eseri keşfettiğim bir kitap oldu. İşler aynen şöyle gelişti: “Cadılar mııııı? At sepete!” Tanıtım yazısını bile okumadım ve elime geçtikten iki gün sonra falan daha fazla dayanamayıp hemen okumaya başladım. Pişman mıyım? Kesinlikle değilim çünkü asıl merak ettiğim taraf olan cadılar beni üzmedi. Ancak yazar Alex Mar için aynı şeyi ne yazık ki söyleyemeyeceğim.

Evet, üç-dört sayfada bir “keşke başka bir yazarın elinden çıksaydı bu kitap” dedim durdum. İlk başlarda daha bu cadılar ve cadı gruplarıyla yeni tanışıyor olması nedeniyle o gıcık tavırları takınıyordur diye düşündüm. Fakat içlerine girdikçe, kitap ilerledikçe bu durum değişmediği gibi daha da çekilmez bir hale geldi. Belki de Mar o insanların arasına, o ortamlara “gazeteci” kimliği ile girdiğini söylemese böyle düşünmezdim. Ben de gazetecilik mezunuyum, yıllardır basınla yakın çalışmaya devam ediyorum ve net bir şekilde şunu söyleyebilirim: hiçbir şeye gazeteci olarak bakmamış, bakamamış – Amerika’nın Cadıları biz gazetecinin bu grupları, o gruba ait insanları ve onların geleneklerini aktarışı değil, “Mar’ın onların arasına katılmaya çalışmasına dair anıları” şeklinde tasvir edebileceğim bir kitap. Okumayı düşünüyorsanız, konu ilginizi çekiyorsa bu aklınızda olsun derim. O zaman benim gibi bu açıdan hayal kırıklığına uğramazsınız.

Amerika’nın Cadıları da Mar’a sinirlenmiş

Sizin de çocukluğunuz ve ergenliğiniz benim gibi 90’lara ve 2000’lerin başına denk geldiyse cadıların popüler kültürü ele geçirişine tanık olmuş ve onlardan büyülenmiş olabilirsiniz. Bakınız:

Büyücüler Kulübü filmi, 1996

Alice Hoffman’ın aynı isimli kitabından uyarlanan Aşkın Büyüsü filmi, 1998

Hokus Pokus filmi, 1993

Cadılar filmi, 1990 (ki 2020’de tekrar çekildi ama bence ’90 versiyonu daha iyi)

Genç Cadı Sabrina dizisi, 1996

Evet, taraflı davranıp kendi sevdiklerimi sıraladım ama sizin de tahmin ettiğiniz gibi çok daha fazla örnek eklenebilir buraya. Mesela, benim bu yorumu yazdığım gün (12 Aralık 2021) hayatını kaybeden Anne Rice’ın Mayfair Cadılarının Yaşamları serisi var. E bir de çoğumuzun çok sevdiği Harry Potter serisinin cadıları, Yüzüklerin Efendisi serisinin istarileri var. Var da var yani! Özellikle lise yıllarında tüm bunlara kafayı takmış, “ben de cadı olacağım!” diye gezinen bir tip olarak o zaman büyük kısmı internette olmak üzere bulabildiğim kısıtlı kaynaklardan cadılar ve cadılığın tarihiyle ilgili bulabildiğim her şeyi okudum, 1400-1700’lü yıllar arasında “cadı avı” adı altında kadınların başlarına gelenler karşısında dehşete düşsem de ne yazık ki şaşıramadım. Oradan Salem Cadı Mahkemeleri’ne ve sonra da Gölgeler Kitabı’na (Book of Shadows) sürüklenip giderken “yani şimdi bugün cadılar var mı yok mu?” diye soruyordum tabii ve bu sorunun cevabını ararken de Wicca ile karşılaştım.

“E şimdi bunları neden anlatıyorsun?” diye sorarsanız, haklısınız. Nedeni şu: Amerika’nın Cadıları kitabına hiçbir şey bilmeyerek giriş yapmadım. Tabii ki konunun uzmanı değilim, herhangi bir Wicca grubunun bir parçası bile değilim ama benim de kendi merakımı gidermek için yaptığım araştırmalardan öğrendiğim bir şeyler var. Mar kitabı ile yeni şeyler öğrenmemi sağladı mı? Evet. Paganizmin farklı farklı kolları olduğunu biliyordum mesela ama din denen şeyin hiçbir türünün bana göre olduğunu düşünmediğim için her birini ayrı ayrı araştırmaya gerek duymamıştım. Amerika’nın Cadıları kitabunda Mar, bu farklı gruplar hakkında geçmişlerine, nerede, nasıl oluştuklarına dair bilgiler vermesinin yanı sıra aralarına katılarak güncel bilgiler ve hatta ritüellerine, günlük yaşamlarına dair bilgiler de paylaşıyor. Ama işte keşke sürekli her şeyi kendine çevirip, “şimdi buna inandım mı, bilemedim” ya da “bu bana göre mi tam emin değilim” gibi yorumlar yapıp durmasa.

Fotoğraf: Alex Mar. Kaynak: alex-mar.com

Kitabı bitirdikten sonra internette okuduğum bazı yorumlardan gördüğüm kadarıyla incelemek için aralarına katıldığı insanlar da pek memnun kalmamışlar kitaptan. Ben onları da anlayabiliyorum şahsen. Kendisini “gazeteci” olarak tanıtıp, aralarına o şekilde katılmış sonra da bu kitabı yazmışsa haklılar gayet. Ben de olsam “Hani gazeteciliğin? Hani objektifliğin? Kendine yaramayınca neden alaycılığa vurdun ki işi?” diye sinirlenirdim. Ki sinirlendim de zaten.

Amerika’nın Cadıları kitabı da kanıtladı ki bu tür örgütlü, dini denebilecek bir inanç etrafında bir araya gelen gruplar gerçekten hiç bana göre değil. Okuduğumdan gördüğün kadarıyla onlarda da son kararı veren, diğerlerini peşinden sürükleyen, dediği olan bir lider var. Bu da hiç ama hiç şaşırtmadı açıkçası.

Son olarak siz siz olun, kitabı okursanız Alex Mar’ın sesini ve yorumlarını geri planda tutarak çevresindeki insanlara odaklanın.