0
anna north sophie stark kitap
Kitap Yorumu Projeler

Anna North, değişik bir karakterle, tanıdık hislere götürüyor okuru

29 Haziran 2019

Ne zamandır elimde gezdirdiğimi görenler, “hayırdır? Hani çok iyi gidiyordu kitap?” diye sorup durunca, geçtiğimiz günlerde bir açıklama yaptım: bazı kitaplar beni hemen içine çekiveriyor, aynı Anna North tarafından kaleme alınan The Life and Death of Sophie Stark gibi. Ana bazı cümleler o kadar tanıdık hislere götürüp, o kadar can yakıyor ki kitabı yavaşça kapatarak, bir süre kenara koyup, derin nefes alarak kafamı dağıtmam gerekiyor. Anna North, öyle değişik bir karakteri, öyle başarılı bir şekilde işlemiş ki kitabın başlığından (Sophie Stark’ın Hayatı ve Ölümü) neyle biteceğini anlasanız da, aradaki gelgitleri pek de tahmin edemiyorsunuz açıkçası…

Kendine verdiği ismi ile Sophie Stark, alışılmadık, pek çok sıradan insanın “normal” olarak tanımlamayacağı bir karakter. Anna North, Sophie’nin hikâyesini onu tanıyan (ki aslında tanıyan demeyelim; ‘yolları kesişen) insanların gözünden anlatmayı seçmiş ve bence çok da iyi etmiş. Neden derseniz, Sophie herkesin gözünde donuk, duyguları, hisleri, insanları neyin, neye ittiğini anlamayan bir kadın. Kitap boyunca o insanları çözmeye çalışırken, insanlar da, hele ki hikâyesini anlatan, ona önem veren insanlar da Sophie’yi çözmeye çalışıyor. Anna North, eğer Sophie’ye kendini anlattırıp da, tüm hislerini ortaya dökseydi karakterin hayattan kopukluğunu, hayata ne kadar uyum sağlayamadığını bu derece net göremezdik. Üçüncü tekil şahısla, yazar gözünden anlatsaydı da aynı şey olurdu çünkü biliyorsunuz ki aralara karakterlerin hislerini ve düşüncelerini sığdırıyorlar. Bu yazım şekliyle ise Sophie’nin sadece hangi durumlarda nasıl davrandığına ve neler söylediğine tanık oluyoruz. Anna North, bizi de bir keşfe çıkarıyor yani…

Anna North, “gizem” türünün yeni yıldızı olabilir mi?

Anna North ile ilk kez bu kitap sayesinde tanıştım. Araştırdığım kadarıyla daha öncesinde America Pacifica isimli, GoodReads okurlarının pek de etkilenmediği, distopik bir roman yazmış. Sophie ile ise Amerika’yı ve İngiltere’yi kasıp kavurduğu haberlerini okudum ve tabii ki kitabı bitirdiğimde neden olduğunu anladım.

Sophie Stark, bir yönetmen. İlk filmi Marianne’in ardından yaptığı çalışmalarla yavaş yavaş ün de kazanmaya başlıyor. Kendisinin diğer insanlardan çok farklı olduğunun farkında ve başkalarının gerçek hikâyelerini konu alan filmler çekerek biraz da aslında onları tanımaya çalışıyor. Mesela, neden film çektiği sorulduğunda şöyle bir şey söylüyor:

“Bir noktada benimle nasıl dalga geçtiklerini gözlemlediğimde insanlar hakkında çok fazla şey öğrenebileceğimi fark ettim—nasıl insanlar olmak istediklerini ve başkalarının onlar hakkında ne düşünmesini istediklerini öğrenebiliyordum. Hiçbir zaman diğer insanlar gibi olmadığım için de her nasıl olursa olsun onlar hakkında bir şeyler öğrenmem gerekiyordu.”

Sophie Stark
anna north sophie stark kitap postit notlar

Sophie’yi, ilk filmi için birlikte çalıştığı ve bir süre ilişki yaşadığı Allison, erkek kardeşi Robbie, yine bir filmde birlikte çalıştığı ve daha sonra evleneceği Jacob, üniversitede aşık olduğu ve sapık gibi takip ederek filme aldığı Daniel, yine film dünyasında birlikte çalıştığı George’un gözlerinden tanıyoruz. Sophie, ilk başta hiç kimseyi, hiçbir şeyi umursamayan biri olarak görünse de ben şahsen sonradan kendisinin başkalarının gözünde nasıl göründüğünü çok önemsediğine ve hatta bunun onun için en önemli şey olduğuna kanaat getirdim.

Sophie de dahil olmak üzere tüm karakterlerle bir yakınlık hissettim çünkü başta da belirttiğim gibi, çok tanıdık, bilindik, anıları olan hislere götürüyor Anna North okuru. Ama diğer yandan hepsinin de bencil olduğunu düşünüyorum çünkü evet, Sophie istediği filmi çekmek, yani istediğini elde etmek için onları kullanıyor ancak onlar da bu tuhaf kız sayesinde hayatlarını sorguluyor ve aslında kendilerini keşfediyorlar. Kim, kimden ne kadar faydalandı, Sophie aslında bu insanları sömürmüş mü oldu, kötü niyetli miydi, yoksa gerçekten diğerlerine benzemediği için mi davranışları tuhaf geliyordu, işte bunlar okurken sizin kafanızda dönecek olan sorular.

Kitap, aslında biraz da “anlatamam; okuman lazım” denen kitaplardan. O nedenle sizi Sophie’nin o bahsettiğim, can yakan alıntılarından biriyle bırakıyorum ve umuyorum ki dilimize çevrilirse iyi bir şekilde, hissi kaybolmadan çevrilir.

“Çoğu zaman soyutlanmışım gibi hissediyordum; sanki ben bir kutunun içinde, dünyanın geri kalanı ise dışındaydı.”*

Sophie Stark

*Orijinali: “I used to feel kind of isolated a lot of the time, like I was in a box and the rest of the world was outside the box.”

Bu kitap ile Kitaplık Kedisi 2019 Reading Challenge‘ın 11’inci maddesini tamamlamış bulunuyorum.

You Might Also Like...

No Comments

    Leave a Reply

    This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.