Menu
Kitap Yorumu / Projeler

Çataldili Konuşan Son İnsan da medeniyet denen şeye karışacak mı?

Mitoloji severim. Pek çok kişi gibi benim de mitolojiye olan ilgim sevgim Yunan mitolojileriyle başladı ve meraklı benliğim farklı ülkelerinkileri de arayıp bulmaya yönlendirdi. İzlanda’nınkileri ayrı bir severim mesela (bir türlü gidemediğim bu ülkeye olan aşkımdan dolayı taraflı olabilirim tabii). Çataldili Konuşan Son İnsan kitabı da önce ismiyle ilgimi çekti. Sonrasında ise yazarının Estonyalı olduğunu gördüm. Sonsuza kadar süreceğini düşündüğüm ama sürdürmekten büyük keyif aldığım Her Ülkeden Bir Kitap projem kapsamında Estonya maddesi henüz boş olduğu için direkt atladım kitabın üstüne tabii.

Bu vesileyle yazar Andrus Kivirähk’la da ilk kez tanışmış oldum. GoodReads’deki kısa profilinde aynı zamanda oyun yazarı da olduğu yazıyor ve bence Çataldili Konuşan Son İnsan kitabında da bu belli oluyor. Az biraz yazanlar daha iyi bilir, hayatın akışında çoğu zaman düşünmeden paldır küldür konuşsak da bu diyalogları oturup yazıya dökmek kolay olmuyor. Çoğu zaman çok yapmacık, okura “kim böyle konuşur ki ya?” dedirtecek şeyler çıkabiliyor ortaya. Kivirähk’ın kitabı bol diyaloglu olmasına rağmen bana bunu hiç dedirtmedi ve şimdi bunun biraz da oyun yazarlığı sayesinde olabileceğini düşünüyorum. Ortamları, mekanları, atmosfer oluşturuşu da oldukça başarılı, ne eksik ne fazla ayrıntılıydı. Olayları, aksiyonları anlatışı da “film şeridi gibi” net bir şekilde canlanıyor gözünüzde gerçekten.

Geleceğe giden yolda gelenekleri geride mi bırakmak lazım?

çataldili konuşan son insan ithaki yayınları kitap kapakBugün dijitalleşme bir yandan büyük kolaylıklar sunarken, eskiden yapamayacağımız pek çok şeyi yapabilmemizi sağlarken, diğer yandan da pek çok eski alışkanlığımızı unutmamıza neden oluyor. Mesela, özellikle büyüklerimiz gençlerin sürekli telefonlarına bakmalarından, kulaklarında kulaklıkla gezip söylenenleri duymamalarından çok şikayetçi. Ya da “bütün gün o bilgisayarın başında” diye şikayet ediyorlar. En basitinden, çok net hatırlıyorum, ailecek yemeğe oturduğumuzda televizyon kapatılırdı. Bunlar cep telefonlarının olmadığı zamanlardı tabii ama önemli olan nokta o zamanı birbirimizle sohbet etmeye, ailecek zaman geçirmeye ayırmaktı. Şimdilerde ise ister yemek yiyor, ister toplantı yapıyor olalım hepimiz, sürekli telefona bakıyoruz. Bunu ben de yapıyorum ve mecbur olduğum için yapıyorum ve mecbur olmaktan da nefret ediyorum.

Çataldili Konuşan Son İnsan kitabında ise bunun daha farklı bir versiyonu ile karşı karşıyayız. Ormanda, doğayla ve hayvanlarla iç içe yaşayan insanlar Çataldili konuşarak hayvanları da yönlendirebiliyor. Ancak biz ana karakterimiz Leemet, ailesi ve arkadaşlarıyla tanıştığımızda ormandaki insanların çoğu daha modern, daha zengin yaşamak için kasabaya taşınmış durumda. He bir de tabii kasabaya taşınmak demek Hristiyanlığı kabul etmek demek… Bu, önemli bir ayrıntı çünkü tabii ki orman-kasaba çekişmesinde din de önemli rol oynuyor.

Üzücü bir kitap, o konuda uyarayım. Bir de genel itibariyle biraz kırpılıp, kısaltılabilirdi diye düşünüyorum ama beş yıldız verecek kadar bayılmasam da okuduğum en ilginç hikâyelerden biriydi. Özellikle aşk böceği ayılara bayıldım!

Çataldili Konuşan Son İnsan

Ortaçağda Estonya… ama bambaşka bir Estonya. Burada tek kelime etmeden kadınları baştan çıkaran zampara bir ayı, yüzmeye bayılan dev bir bite evcil hayvanlarıymış gibi bakan iki primat, efsanevi bir uçan kurbağa ve Ints isimli karizmatik bir engerek yılanı var.

Avcı toplayıcı ailesiyle birlikte ormanda yaşayan Leemet ise çataldili konuşan son insan. Öyle yabana atılacak bir şey değil bu. Evet, çataldili konuşanlar tüm hayvanlara hükmedebilir ama doğada her şey hâkimiyetle ilgili değil. Leemet kadim bir geleneğin de son taşıyıcısı, dönüşerek yok oluşa giden bir uygarlığın, hâkimiyetin ötesine uzanan özgürlüğün doğurduğu anlayışın son nefesi.

Yerliler bir bir terk ediyor ormanı, hepsi köylerde yaşamaya gidiyor, tarlalarda çalışıyorlar, Leemet’in duyduğuna göre tadı rezalet olan “ekmek” diye bir şeyle doyuruyorlar karınlarını, üstelik ormandaki perileri bırakıp bambaşka bir tanrıya da inanmaya başlıyorlar. Leemet doğayla beraber yaşamaya, onun dilini konuşmaya kararlı ama bu göçe direnebilecek, kalbindeki arzuları dizginleyebilecek mi acaba?

David Mitchell’ı ve Terry Pratchett’i akla getiren üslubuyla, en keskin uçlardan en sevimli anlara aniden seyahat eden Çataldili Konuşan Son İnsan, bir uygarlığın nasıl unutulduğunu, inancın sömürgecilikle birleştiğinde büründüğü yıkıcılığı, bir çocuğun huzurlu yeşillikler içinde başlayan macerasının hangi karanlık duraklardan geçtiğini anlatan, muzip bir fantastik roman.

“Her anlamıyla bir masal. Biraz Teneke Trampet, biraz Vahşi Şeyler ve kesinlikle Watership Tepesi’ni akla getiriyor.” –New York Journal of Books

“Bu kitabı nasıl tarif etmeli? Hayal edin: Kıyametin eli kulağında ve Tolkien, Beckett, Mark Twain ile Miyazaki bir kulübede buluşmuşlar, dünyanın göreceği son şenlik ateşinin çevresinde birbirlerine hikâyeler anlatıyorlar.” –Le Magazine Littéraire

“Çapkın ayıları, uçan kurbağalarıyla eğlenceli bir roman olsa da Kivirähk aynı zamanda savaşın, sömürgeciliğin (özellikle de Hıristiyanlığın geleneksel inançlara karşı baskısının) ve geçmişi olduğundan güzel görmenin tehlikeleriyle de ilgileniyor.” –Library Journal