0
durga chew-bose kitap too much and not the mood zimlicious kitap blogu
Kitap Yorumu

Durga Chew-Bose ile kalbinizi zorlamaya hazır mısınız?

29 Eylül 2019

Bu sabah alarmımı erteleyerek, uyanmaya direnirken kafamda Zeki Müren çalıyordu. “Ağlama değmez hayat bu göz yaşlarına” diyordu. Önce kendi kendime koskoca Zeki Müren’e triplendim, “ağlamadım ki hiç, sadece ağlayacak gibi oluyorum” diye. Hemen akabinde de feci bir soru düştü aklıma: göz yaşına bile değmiyorsa, neye değiyor ki bu hayat? Şu an bu yazıyı yazıyor olmamdan da anlamışsınızdır, buna birkaç cevap bulabildim ve kendimi camdan atmadım. Bu halimi de hemen book hangover* denen hadiseye bağladım: Durga Chew-Bose, “Too Much and Not the Mood” kitabı ile kalbimi öyle zorladı ki hala etkisinde olmama şaşırmamam lazım aslında. 

Non-fiction, yani kurgu dışı anlatım söz konusu olduğunda en sevdiğim türü “personal essay,” yani kişinin kendinden de bir şeyler katarak büyük soruların cevabını arayışı. Durga Chew-Bose de bunu çok iyi yapıyor. Üniversitede, yazı derslerinde hocaların bize söylediği ilk şeylerden biri “write what you know” idi. Yani, bildiğin şeyi yaz. Çok şey bilmeyen bir insan olduğumdan ben bunu hep “hissedebildiğin şeyi yaz” olarak değiştirdim. Bence iyi de ettim çünkü bence durum şöyle: “Kadıköy-Beşiktaş vapurunda simidimin geri kalanını martılara attım” insanın kafasında bir resim, bir film karesi oluşturuyor, evet. Ama bir de şu versiyonunu okuyun: 

Hayatta tutunacak bir şey arayışında olduğum öğlen saatlerinde Kadıköy-Beşiktaş vapurunun arkasında bıraktığı dalgalar yaz güneşinde gözlerim kısıkken bile heybetini kaybetmemişti. ‘Biz kaçıyoruz işte,” diyorlardı adeta, “sen de yapabilirsin!” Yarısını yolda beklerken mideye indirdiğim simide baktım, elimde kalanını parçalara bölerek martılara atmaya başladım. “Elimde kalan tek şey bu işte,” diye haykırdım içimden, “alın, o da sizin olsun!”

Şu an laps laps yazdım bunu ama anlatabiliyor muyum derdimi? İşte, tam da bu derdime derman olduğundan Durga Chew-Bose kitap bittiğinden beri süründürüyor beni. “İyi geldi” diyemiyorum net bir şekilde, çünkü dediğim gibi kalbimi ve beynimi çok zorladı. Ama içimdeki duygusal mazoşist kendisini çok sevdi, o ayrı.

durga chew-bose kitap kapak too much and not the mood

Durga Chew-Bose, insan kalbinin farklı odalarına girip çıkıyor

Durga Chew-Bose, zamanında Hindistan’dan Kanada’ya göç eden bir ailenin çocuğu. Çoğunluğun “beyaz” olduğu bir ortamda büyümenin zorluklarına da yer veriyor kitabında. “Seninle ne alakası var da bu kadar etkilendin?” diyeceksiniz, haklısınız teoride ama bir dinleyin: burada asıl konu, çoğunluktan farklı olmak. Ne yönde farklı olduğunuza göre başınıza gelenler değişebiliyor ama özünde yaşadıklarınız, hissettikleriniz aşırı benziyor. Ben de üniversiteye gidene kadar olduğum yere ait hissetmedim kendimi; şu anda da hissetmiyorum, o ayrı. Ama işte bu yüzden Durga Chew-Bose sırf şu “nook people” (kuytu yer insanları) tanımıyla bile gönlümü fethetti. Nook people bölümünün neredeyse tamamının altını çizdim ama en çok dokunan, “evet, benim bu!” dedirten kısımları da paylaşmak istedim.

Kuytu yer insanları kimlerdir?

  • Yalnızlığa ihtiyaç duyan ancak yan odada takıt tukur eden bir insanın da olmasını isteyenler,
  • Dikkat dağılımının ısrarından, her şeyin tuzağına düşmekten kurtulmak isteyenler,
  • Kendiyle ilgili çok fazla kişisel ayrıntı paylaşma taraftarı olmayan, bunu yaptığında hakkında kabul edilmemiş hiçbir şey kalmayacağını düşünenler,
  • Duygusal gerçekleri farklı gerçeklerle karıştıranlar,
  • Ağır kalemlerle yazmayı sevenler,
  • Arabada beklemekle ilgili bir sıkıntısı olmayanlar,
  • Joni Mitchell’ın “Case of You” şarkısını dinlerken boya kutusunda yaşayabilmeyi dileyenler.

Ama en, en çok vuran özelliklerini şöyle açıklamış Durga Chew-Bose:

They are habitual creatures who fear each time they’re charmed by something, because what if it’s the last time they are charmed by anything?

Too Much and Not the Mood, Durga Chew-Bose, s. 64

Yani, “alışkanlıklarına bağlı, bir şeyden büyülendikleri zaman korkuya kapılan insanlar; çünkü bunun sonuncu kez olmadığının garantisi yok.” Ah, be.

“Değişik” olanlar toplaşsın

Olduğum yere ait hissetmediğim gibi, üstüne bir de “sen de aykırı olmak için kasıyorsun” diye suçlananlardanım ben. Bana bu şekilde saldırmayan, delilik frekanslarımızın (farklılık gösterseler de) tuttuğu insanlar da zaten bugün hayatımın olmazsa olmazlarından, benden ne isterlerse “evet” diyerek onlara doğru koşacağım insanlardan. Durga Chew-Bose, bu yönden de bana benzediği için kalbimi ayrı bir yordu. 

durga chew-bose kitap yorumu zimlicious kitap blogu
Küçüklüğümden beri “değişik” bir tipim, evet.

Evet, güneşli havalar yerine karanlık havalarda sokağa çıkmayı seviyorum. Evet, merakıma yenik düşüp başımı ve kalbimi belaya sokabiliyorum. Evet, gerçekle kurgu arasında gidip geliyor hatta çoğu zaman yutması daha kolay olsun diye gerçekleri kafama göre kurgulaştırıyor, bunun acısını da gürültülü bir şekilde yaşıyorum. Başlayan şeylerin biteceği kesin bilgi olduğundan sürekli panik halindeyim. Umursamamak istediğim şeyleri daha fazla umursarken buluyorum kendimi. Kelimelere aşık olsam da çıt çıkarmadan, tek kelime bile kullanmadan iletişim kurabildiğim insanları hayatımdan çıkarmamak için çırpınıyorum. Kontrol edemeyeceğim şeyleri kontrol etmeye çalışırken çok yoruluyorum…

As far as I was concerned, failing to find something was greater than having nothing to look for. 

Too Much and Not the Mood, Durga Chew-Bose, s. 89

Buna da tüm kalbimle katılıyorum. Bir şeyi bulamamak, arayacak bir şeyin olmamasından çok daha iyi. Ama işte bu aralar ne arayacağımı, aramam gerektiğini bilmediğimden tavşan deliğine düşen Alice modundayım ve yere çarpmam imkansızmış gibi hissediyorum. Bu durumda ne yapmak lazım, Durga Chew-Bose? Onu da bir söyleseydin keşke.

*book hangover: Bir kitabı bitirdikten sonraki “akşamdan kalma” hali. Kitabı okurkenki travmatik ve duygusal karmaşıklıklardan kaynaklandığı, bir-iki hafta veya daha iyi bir kitap okunana kadar sürebileceği söyleniyor.

Durga Chew-Bose ve “Too Much and Not the Mood” ile Kitaplık Kedisi 2019 Reading Challenge’ın 8’inci maddesini tamamladım, bu da böyle bilinsin.

2 Comments

  • Reply
    Kitaplık Kedisi
    29 Eylül 2019 at 16:48

    Azcık ağladım. Sizin evde zorunlu kalışımız geldi aklıma. Kitaplığını, odanı, o becerikli ellerine yarattığın onca güzelliği, o rengarenk ıvır zıvırlarını tek tek hatırlamaya çalıştım. İyi ki beni hayatına aldın; ne kadar şanslı hissettiğimi bilemezsin. ♥️

Leave a Reply

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.