Menu
Film/TV

Film: The Wolf of Wall Street

1. Romeo ve Jüliet ile Titanik’i sinemada bir kaç kez izlemiş insanlar olaraktan ailecek bayılırız Leo’ya.
2. Bu filmin özünde ana karakteri olduğu kadar borsa da var. O işlerden hiiiiiiç anlamam, demedi demeyin.


“Parayı seven insan” tipi diye bir şey olduğunu söyleyeni çok duydum. “Parayı seven insan” tipini gözlerimle de gördüm. 24 yaşındaki hırslı Jordan Belfort da bu tipte bir insan diyebiliriz. Kendisi, zengin olmayı kafasına koyarak Wall Street borsasında çalışmaya başlıyor. Daha sonra Stratton Oakmont adında bir şirket kurarak sürdürüyor çalışmalarını. Araya bir boşanma, yeni bir evlilik ve iki çocuk da sığdırıyor bu arada. Leonardo DiCaprio, böyle bir karaktere bürününce almış başını gitmiş tabii…
Jordan Belfort’un biyografisinden uyarlanan filmde partiler, uyuşturucular, fahişeler, yatlar, katlar; paranın alabileceği her şey var haliyle. Daha 26 yaşında 49 milyon dolar kazanmış bir adamdan söz ediyoruz sonuçta. Hatta film o kadar hareketli ki bazen insanın beyninin döndüğünü de itiraf etmeliyim. “Demin bilmemneredeydiler, şimdi buraya nasıl geldiler ki?” derken buluyorsunuz kendinizi. Hem olayları izliyoruz, hem de Belfort’un sesinden yorumlarını, ayrıntıları dinliyoruz. Hatta iç sesin dışa vuruluşunun kullanıldığı bazı sahneler bayağı güldürdü beni.
Belfort, yeni mezunları, deneyimi olmayanları, hatta halen okula devam edenleri işe almasıyla meşhurmuş. Filmde de görüyoruz bunu. Hatta ilk işe aldığı kadınlardan biri, çok parasızmış. İşe başlarken çocuğunun okul parasını ödeyebilmek için Belfort’tan 5.000 dolarlık bir ön ödeme istemiş. Belfort kendisine istediğinin 5 katı olan 25.000 doları çat diye vermiş. Her ne kadar yasa dışı işler yaparak aldığı komisyonlarla ceplerini zengin insanların paralarıyla dolduran bir adam olsa da bu yardımsever, daha bir insancıl yanını da görüyoruz kendisinin. Jordan Belfort’a göre, fakir olmanın asil bir yanı yok: “Size bir şey söyleyeyim. Fakirlikte asil bir şey yok. Fakir bir adam da oldum, zengin bir adam da. Ve her seferinde zengin olmayı seçerim!”
Hep “para bir yere kadar, mutluluğu satın alamazsın” gibi laflar ederler ya? The Wolf of Wall Street bu lafı insana bir daha düşündürüyor. “Sanki parayla alınmayan bir şey yok lan” dedirtiyor. Tabii şunu da unutmamak lazım, böyle manyak paralar döndürürseniz FBI peşinize düşüyor. Sizi batırana kadar da rahat etmiyor. Filmin sonunda Belfort’ın bütün bu işleri bırakıp motivasyonel konuşmacı olduğunu görüyoruz; bu maceralarından elde ettiği deneyimleri seminerler düzenleyerek başkalarıyla paylaşıyor. Başlangıç noktası da hep aynı: elinde bir kalemle yanınıza gelerek, “bu kalemi bana sat” diyor. 
The Wolf of Wall Street, Leonardo DiCaprio ve Martin Scorsese ikilisinin efsane işlere imza attığını bir kez daha gösteriyor bence. Hatırlarsanız, Shutter Island ve The Departed gibi filmlerde de birlikte çalışmışlardı. Diğerlerinde de böyle miydi hatırlamıyorum ama bu filmde DiCaprio’nun ismi prodüktör olarak da geçiyor. Kendisi Müzikal veya Komedi dalında En İyi Erkek Oyuncu ödülünü de aldı Golden Globes’da. Arkadaşlar arasında konuştuğumuzda konu dönüp dolaşıp DiCaprio’nun niye hala bir Oscar’ı olmadığına geliyor. Adamın bürünmediği karakter kalmadı yahu! İnşallah bu yaz bir altın adamcık verirler ona da. Sadece aşağıdaki dansı bile Oscar’a değer bence!
beyazperde.com’da bulduğum bilgiye göre film Türkiye’de 7 Şubat’ta vizyona girecek.
]]>

No Comments

    Leave a Reply

    This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.