Menu
Film/TV

Foxcatcher Takımı

new-foxcatcher-poster-with-carell-tatum-and-ruffalo Karakterlerin hiçbirini sevmeyip de (Dave Schulz dışında) sonuna kadar dikkatle izlediğim sayılı filmlerden biri oldu Foxcatcher. Olimpiyatlarda altın madalya kazanmış güreşçi kardeşler Mark ve Dave Schulz ile meşhur DuPont ailesinden John DuPont’un gerçek hikayesi konu alınmış filmde. Küçüklüklerinden bu yana başka kimseleri olmayan Schulz kardeşler hem birbirlerini büyütmüşler, hem de birbirlerinin dayanağı olmuşlar. Daha filmin en başından Mark’ın zayıf halka olduğu, ağabeyinin gölgesinde yaşadığı; Dave’in ise sürekli onunla ilgilenen, bir yandan da kendisine bir hayat ve aile kurmaya çalışan taraf olduğu görülüyor.

John DuPont ise benim filmden gördüğüm kadarıyla parasından başka bir şeyi olmayan, istediği hayatı yaşayamayan, yaptığı hiç bir şeyi annesine beğendiremeyen ezik, bariz bir şekilde psikolojik sorunları olan bir adam. Güreş sporunu seviyor tabii, ancak kendisi bu konuda bir şey yapamadığı için Mark Schulz’u bularak onu Foxcatcher çiftliğine davet ediyor. Hem para veriyor çocuğa, hem çiftlikte rahat rahat yaşayabilirsin diyor, hem de ‘senin sayende Amerika şampiyon olacak’ gibi uydurma şeylerle kandırıyor. foxcatcher-teaser-2

Mark’ın zayıf halka olduğunun DuPont’ta farkında ve tahmin ettiğimiz şekilde adamcağızı aslında ağabeyine ulaşmak için kullandığını açıkça görüyoruz. Mark da küçüklüğünden gelen travmalara ek olarak ağabeyinin gölgesinde yaşamaktan ve onu deli gibi kıskanmaktan kurtulamayan biri olduğu için kendini özel sanıyor, DuPont’ta bir psikopatlık sezse de onun suyuna gidiyor. Sonunda, her istediğini elde eden zengin çocuklar misali DuPont Dave’i de ekibine katmayı başarıyor. Ben, Dave’in Foxcatcher çiftliğine gelmeyi kabul etmesinin nedenlerinden birinin kardeşine göz kulak olabilmek olduğunu düşündüm açıkçası. Ancak iki ezik çocuk arasında kalınca (Mark ve DuPont yani) sonunda ölen o oluyor. DuPont da hayatının geri kalanını hapishanede geçiriyor. FOXCATCHER

Mark’ı canlandıran Channing Tatum’un rol yapabildiğini görmedim şimdiye kadar. Bu filmde de aynı şeyi hissettim. Dave Schulz’u canlandıran Mark Ruffalo ise biraz daha etkisiz eleman rolünde gibi gözükse de yine rolünü her zamanki gibi doğal bir şekilde taşımış. Diğer yandan DuPont’u canlandıran Steve Carrell’ın başarılı bir iş çıkardığını düşünüyorum; insanı hem sinir ediyor, hem kendisine acıyorsunuz, hem de filmin sonundaki hareketini bekliyor ama bir yandan da içinizden “inşallah gelmez” diyorsunuz. Foxcatcher, izlediğime pişman olmadığım ancak dönüp yeniden izlemeyeceğimden emin olduğum, bir süre sonra yüksek ihtimalle de hatırlamayacağım filmlerden biriydi. Buyrun, tanıtımı buradan izleyin:

[embed]https://www.youtube.com/watch?v=8361stZ8n0w[/embed]]]>

No Comments

    Leave a Reply

    This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.