Menu
Kitap Yorumu

Henry Miller uykusuzluk ile kalbinizin gerisindeki acıları çıkaracak

Ölmeden Önce Okunacak 1001 Kitap listesinde de yer alan Yengeç Dönencesi ve Oğlak Dönencesi uzun süredir rafımda bekliyor ama ben Henry Miller uykusuzluk ile Miller’a da tersten başlamış oldum. Pişman mıyım? Hayır! Bazı kitapların özellikle bazı zamanlarda karşıma çıktığına inanıyorum ve bence bu kitap da öyle yaptı. Durumlarımız birbirinden farklı olsa da bazı yerleri ve çoğu hissi tamamen aynıydı. Çoğu insan büyük, kalın kitaplardan korkar ama ben genellikle yüz sayfanın altında olanlardan korkarım. Henry Miller uykusuzluk ile bunun nedenini tekrar hatırlattı bana: bir pazar günü saf saf ‘okuyuvereyim’ dedim, her sayfada en az üç tokat yemiş olsam 53 sayfada 159 tokat yemiş oldum ve neredeyse her sayfanın en az yarısının altını çizdim. Bir yandan yalnız olmadığımı hissettirdi, bir yandan da daha bir depresyona sürükledi sanki beni…

“Belki de âşık olduğumu sanıyorum yalnızca. Belki de yalnızca açtım, yalnızlık çekiyordum; herhangi birinin oyuncak bir tabancayla vurabileceği bir hedeftim.”

Henry Miller uykusuzluk sayfa 27

Bunun gibi, “evet, işte buydu o his’” dediğim yerler işte altını çizdiklerim de. Konu aşk olunca işler o kadar değişebiliyor ki. Bin bir çeşidi var, hiçbiri birbirine benzemiyor, okurken ya da izlerken size aynı şeyleri hissettiremiyor ama bazen de işte farklı zamanlarda, farklı yerlerde, hayatımızın farklı dönemlerinde, farklı insanlar olarak aynı şeyi yaşamışız gibi geliyor. Ve bu da sanırım kitap okumayı sevmemin en büyük nedenlerinden biri. Henry Miller uykusuzluk ile bunu da yeniden hatırlatmış oldu bana.

Henry Miller, “aşktan uyuyamıyorum” günlüğü tutmuş

“Bütün kaypaklığına, hoppalığına ve yalancılığına karşın ona güvenim tamdı. Bana yalan söylediğini anladığım anda bile ona güveniyordum. Yaptığı her yanlış, saçma ve ikiyüzlü davranış için kendimce birtakım bağışlayıcı nedenler bulabiliyordum.”

Henry Miller uykusuzluk sayfa 25

Henry Miller uykusuzluk kitabını aşk acısından uykusuzluk çektiği zamanlarda kendi kendine tuttuğu notlardan derlemiş gibi aslında. Miller, 1967’de 76 yaşındayken Hoki Tokuda isimli, şarkıcı ve aktris bir Japon kadınla tanışıyor ve ona âşık oluyor – ya da kendinin de belirttiği gibi âşık olduğunu sanıyor. Aralarında 50 yaş fark olmasına rağmen sonunda evleniyorlar da ama o aşamaya gelene kadar ilişkinin karmaşıklığı yüzünden adamcağızın gözüne uyku girmiyor. O sıralarda yazdıklarının yanında suluboya resimler de yapıyor:

Çok geç kalmış bir ilk tanışma ve doğru kitapla mı tanıştık ondan emin değilim ama Henry Miller uykusuzluk ‘u çok kolay bir şekilde ergen günlüğüne çevirebilirdi ama öyle olmamış. Âşıkken aklı da bir gidiyor insanın; yaşınız, başınız, her bir şeyiniz değişiyor ve yediğinizin, içtiğinizin yanı sıra uykunuzu da kontrol edemiyorsunuz işte.

“Cennetin cehennemden yalnızca sanal bir çizgiyle ayrıldığı söylenir. Kendinden geçercesine mutlu olmak ve umutsuzluk “Doppelgänger”dir, yani ruh ikizleri. Aşk kapısız ve penceresiz bir hapishane olabilir; insan girip çıkmakta serbesttir ama hangi beklenti uğruna? Şafakla özgürlük de gelebilir, dehşet de. İnsanın sırtında deli gömleği varsa aklın bir yararı olmaz. İşte böyle; böyleydi, böyle olmayı sürdürecek.”

Henry Miller uykusuzluk sayfa 25

Bakalım Yengeç Dönencesi ve Oğlak Dönencesi’ni de okuduktan sonra bir ölü adama daha âşık olacak mıyım…

Henry Miller ve Hoki Tokuda

Henry Miller uykusuzluk Tanıtım Yazısı

Uykusuzluk-Insomnia ya da Şeytan İşbaşında

Ayrıksı bir yazardan ayrıksı bir kitap…

Henry Miller yirminci yüzyılın başkaldırıcı yazarlarından. Kapitalizmi reddederken sosyalizmi efendi değiştirme olarak gördü. Anarşizmi Amerikan “doğaya dönüş” geleneğiyle, Beat Kuşağı ve “çiçek çocuklar” ile ilişkilendirilen Miller, Yitik Kuşak içinde de sayılmaz.

Miller’ın Uykusuzluk’ta (Insomnia) sözünü ettiği Japon kadın, 1967’de yetmiş altı yaşındayken tanışıp âşık olduğu kabare sanatçısı Hoki Tokuda. Yine bu dönemde yaptığı suluboya resimler de kendi resimleri arasında özel bir bölümü, Insomnia Dizisi’ni oluşturur.

“Henry mitolojik bir yaratığa benziyor. Yazıları ateşli, yıldırım gibi, girift, hain ve tehlikeli. Yazdıklarının gücünü, o günahtan arındırıcı, yıkıcı, gözüpek, korkunç gücünü seviyorum. Yaşama duyulan hayranlığın, coşkunun, her şeye olan tutkulu ilginin, enerjinin, taşkınlığın, gülüşün ve ansızın patlayan fırtınaların bu tuhaf karışımı aklımı başımdan alıyor. Her şey silinip süpürülüyor: ikiyüzlülük, korku, basitlik, yalancılık. İçgüdünün ortaya konması bu. Birinci tekil kişiyi, gerçek adları kullanıyor; düzenden biçimden hatta kurmacadan bile nefret ediyor.”

– Anaïs Nin

(Tanıtım Bülteninden)

No Comments

    Leave a Reply

    This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.