Genel

Hepimizin yıldızı farklı parlıyor…

“John Green iyidir dediler, geldik!” gibi oldu benim yazarla tanışmam. En son kitabı The Fault In Our Stars (Yıldızlarımızdaki Hata) hakkında çok şey gördüğüm için sondan başladım. “Çok şükür böyle YA yazarları da var!” dedim; Green’i tek kitabını okumuş olmama rağmen (ki bu satırları yazarken ‘Alaska’yı Yalakamak’ isimli ilk kitabını da okumuş durumdayım) çok sevdim.

Çocukların hastalık nedeniyle ölümle burun buruna geldiği, hayata tutunma mücadelerinin ele alındığı hikayelere (ki çoğu gerçekleri temel alan hikayeler) hiçbirimiz yabancı değiliz. Beni çok etkileyenlerden aklıma gelen Jodi Picoult’un filmi de olan Kız Kardeşim İçin isimli kitabı var mesela. Benim yaşımdakilerin ortaokul çağlarında okuduğu, Burçak Çerezcioğlu’nun günlüğü olan Mavi Saçlı Kız isimli kitap var. Film derseniz, yine benim yaşımdakilerin Parliament Sinema Kulübü’nden hatırlayacağı Lorenzo’nun Yağı ve daha yeni bir film olan Tanrıya Mektuplar var…
The Fault in Our Stars‘da “hasta bir karakter ve etrafındaki sağlıklı insanlar” durumu olmaması bu hikayeyi diğerlerinden farklı kılan unsurlardan sadece bir tanesi. Bir diğer farkı ise, hasta insanın ölümünün sevdiklerini nasıl etkilediğine/etkileyeceğine değil, hastanın kendi hikayesine odaklanması. The Fault in Our Stars aynı zamanda okuduğum en güzel, hüzünlü olduğu kadar da  eğlenceli aşk hikayelerinden biri. 
Hazel, 13 yaşında tiroid kanseri teşhisi konmuş, 14 yaşında ise mucize bir tedavi sonucunda ‘şimdilik’ iyi durumda olan, 16 yaşında bir genç kız. ‘İyi’nin tanımını sorgulamak gerekiyor bu durumda tabii, o nedenle belki ‘ölüme tedavi öncesinde olduğundan daha uzak’ demem daha iyi olur. Kanser hastalarının bir araya geldiği destek grubunda tanıştığı Augustus Waters var bir de. İkisi de durumlarının oldukça farkında olan, bir yandan da kendileriyle ve hastalıklarıyla dalga geçebilen karakterler. Dünyaya bakış açılarının benzerliği ve bir o kadar da farklı olan yanları bir araya getiriyor bu ikiliyi. Spoiler vermemek adına ne tür maceralara atıldıklarını anlatmayacağım size. “Anlatılmaz, yaşanır” türden bir kitaptı bu. Size pek çok şey de vereceğini garanti ediyorum hatta.
My thoughts are stars I cannot fathom into constellations.*
Yazarın ilk kitabı, Alaska’yı Yakalamak ülkemizde Pegasus Yayınları‘ndan Ekim 2012’de çıkmış. Umarım John Green’in diğer kitaplarını da en kısa zamanda Türk okurlarla buluştururlar. 

*[Son zamanlarda] düşüncelerim, kümeleyemediğim yıldızlar.

]]>

You Might Also Like

No Comments

    Leave a Reply