0
kadın yazarlar joan didion zimlciious kitap blogu
Kitap Yorumu Projeler

Kadın yazarlar arasında jenerasyonunun sesi olanlardan biri: Joan Didion

3 Kasım 2019

Kadın yazarlar denince ilk akla gelen isimlerden biri Joan Didion. Ben de her fırsatta kendisine olan aşkımı dile getirmeye çalışıyorum. Joan Didion ile birlikte A.M. Homes ve Durga Chew-Bose, Ali Smith gibi, zor durumlardan güçlü çıkmış, etrafındakilere farklı şekillerde bakabilen ve beyni kadar kalbiyle de analiz yapabilen kadınlara karşı zaafım var benim sanırım. Bu kadın yazarlar hayatın toz pembe olmadığını, iyi insanların başına kötü şeyler gelebileceğini, acı çeksek de kısa süreliğine de olsa mutluluğu bulabileceğimizi biliyor, anlatıyor, gösteriyor. Joan Didion da bunu hem kurgu, hem de kurgu dışı yazıları ile en iyi şekilde yapanlardan biri. 

“Hiçbir şey uzmanı” olan bir karakteri Didion’ın kaleminden okuyacağıma inanmazdım açıkçası ama inanın, inanmayın, kadın bunu da başarmış. Play It As It Lays de diğer yazıları gibi insana pek çok şeyi düşündüren bir hikâye olmuş. Mesela, bir şey için kendimizi inanılmaz üzmeye değiyor mu? Her sabah kalkıp, sırf strese girmek için o kadar yol gitmeye değiyor mu? İşten yorgun düştüğümüz için bizimle akşam yemeği yemek isteyen kankamızı ektiğimizde kaybettiklerimizi bir daha geri alabilir miyiz? 

Kadın yazarlar ruhumuzu okuyor

Kitabı okuduğum süre boyunca Tori Amos’ın çok sevdiğim, Cooling isimli şarkısı çaldı durdu kafamda. İster deli deyin, ister saçmalama deyin ama ikisinin hislerini çok benzettim ben. Şarkıda, “And is your place in heaven worth giving up these kisses” diye bir soru var. Yani diyor ki, “cennetteki yerin bu öpücüklerden vazgeçmene değer mi?” Değer mi cidden? Play It As It Lays’in ana karakteri Maria da aslen bu tarz şeyleri sorgularken kafayı yemiş. Bir şekilde okumuş, sonra oyuncu olmuş ve bir şekilde oyunculuk yapıyor ama artık öyle bir noktaya gelmiş ki neyin neyle alakası olduğunu sorgulamayı bırakmış artık. 

kadın yazarlar joan didion kitap kapak play it as it lays
Çok sevdiğim kitapların farklı basımlarını toplamadan duramıyorum demiş miydim?

Kadın yazarlar tarafından yazılan kadın karakterler de daha bir gerçek oluyor; siz de fark etmişsinizdir. Maria’nın durumu da böyle. Hatta ben şahsen bu karakterin Didion’ın gerçek hayatta birebir tanıdığı bir kişiyi temel aldığını düşünüyorum. Başka kitaplarda ve filmlerde de karşılaşmış olabileceğiniz –ki benim aklıma ilk gelen Jacqueline Susann’ın Valley of the Dolls (İhtiras) isimli kitabı— o zamanların (1960’ların sonları söz konusu) California’da yaşayan, oyuncu olmaya çalışan, bu sürecin zorluklarını çeken kadın karakteri söz konusu. Her ne kadar o 1950’lere damga vurmuş olsa da Marilyn Monroe’nun hikâyesine bile benziyor Maria’nınki. (Not: Marilyn Monroe biyografisi isteyenlere bir çırpıda okunabilecek cinsten olan Marilyn, Aşk… Ölene Dek kitabını tavsiye ederim.)

Kadın yazarlar arasında Joan Didion’ın “zamanının sesi” olarak anılmasına şaşırmamak gerek işte. Kurgu dışı yazıları için ortamlara birebir giren, insanlarla birebir muhatap olarak başkalarının kişisel hikâyelerini dinleyen, bunun üstüne araştırdıklarına hislerini de ekleyen bir yazar olarak kurguyu da becerikli bir şekilde kotarmasına da şaşırmamak lazım haliyle. Hadi artık daha fazla kitabını Türkçe’ye çevirsinler de hep birlikte okuyalım, tartışalım!

Joan Didion’ın Play It As It Lays kitabı ile Kitaplık Kedisi 2019 Reading Challenge’ın 20’nci maddesini tamamlamış bulunuyorum.

No Comments

    Leave a Reply

    This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.