Genel

Kanlar içindeki hayaletler de aşık olur

Anna Dressed in Blood (Kandan Elbiseli Anna – nasıl çevireceğimi bilemedim, idare edin), 17 yaşındaki hayalet avcısı Theseus Cassius Lowood’un hikayesi. (‘En büyük Shakespeare delisi bile çocuğuna bu ismi vermemeli’ demeden geçemeyeceğim.)
Konuyu okuyunca insan önce kafasında bu müziği duyuyor. Biraz okuyunca, özellikle hayaletleri avladığı bölümlerde ise kitap insana Supernatural dizisini hatırlatıyor. Bunların ikisini de sevdiğim için problem yok tabii ki!
Okuduğun diğer YA kitaplarından pek çok farklı yönü vardı Anna Dressed in Blood‘ın. Öncelikle ana karakterin erkek olması ve hikayenin onun ağzından anlatılması güzeldi. Abidik gubidik isimli ana karakterimize Cas diyor herkes, ben de öyle diyeceğim çünkü kırk kez o uzun ismi yazamayacağım açıkçası. Cas’in babası da hayalet avcısıymış. Bir nevi babasının işini yapıyor yani. Ve yine diğer kitaplardan farklı olarak annesi durumun farkında ve ona yardımcı oluyor. Alışkın olduğumuz ve bana hep saçma gelen ‘aman annem-babam öğrenmesin’ draması yok yani kitapta. Cas ve annesi hayaletlerin peşinden şehirden şehre geziyor.
Günlerden bir gün Cas Anna Korlov isimli hayaletin peşine düşüyor. Ancak Anna önceden karşılaştığı hayaletler gibi öldüğü ana takılı kalmış, ne yaptığının farkında olmayan bir hayalet değil. Sonuçta Cas Anna’nın insanları öldürme güdüsünden kurtulmasına yardımcı oluyor ve her gençlik kitabındaki gibi oğlan ve kız (her ne kadar hayalet de olsa) birbirlerine aşık oluyor. 
Kitabın en hoşuma giden kısmı Cas’in sıradan bir çocuk olarak portrelenmesiydi. Diğer kahramanlar gibi en ezin veya en popüler değildi. Hayaletleri öldürürken bıçağına olan bağlılığını okumaktan baydım bazı kısımlarda ama onun dışında sinirime dokunan bir karakter değil kendisi. Aşk-meşk kısımları da çok uzuyor bazen ama böyle kitaplardan farklı bir şey beklemediğim için okudum gitti.
Anna Dressed in Blood merak uyandıran bir hikaye olsa da sonuçta şaşırtıcı, tahmin edilemeyecek bir şey olmuyor. Ama Anna halen hayatta ve Cas ile maceradan maceraya koşacak gibi geliyor. Serinin ikinci kitabı Girl of Nightmares 7 Ağustos’ta çıkmış. Kolay okunacak birşeylere ihtiyaç duyduğum zaman onu da okuyacağım. Bu arada ikinci kitabın kapağını pek beğenmedim ama Anna Dressed in Blood‘ın kapağı çok güzel değil mi? Henüz Türkçe’ye çevirilmemiş ama Türk yayıncılar yakında bu kitabı da keşfederler bence.
]]>

You Might Also Like

No Comments

    Leave a Reply