Menu
Kitap Yorumu

Karin Tidbeck ile ilk kitapta aşk: Zeplin

karin tidbeck öyküler zeplin zimlicious kitap blogu

Karin Tidbeck ile nerede karşılaştım, hiç hatırlamıyorum! Siz de benim gibi ilginizi çeken bir şey yakalamak için sürekli tetikteyseniz ve not alırken neyi, nereden bulduğunuzu yazmıyorsanız (çünkü çok anlık oluyor bunlar hep) biraz zor oluyor işte işin bu kısmı. Her nerede karşılaştıysak iyi ki karşılaşmışız diyebiliyorum sadece çünkü bizimkisi gerçekten de “ilk kitapta aşk” oldu. Kitap demişken ise roman olmadığını baştan söyleyeyim; benim okuduğum ve kendisine aşık eden kitabı Zeplin isimli, Türkçesi İthaki Yayınları’ndan Tülin Er’in çevirisiyle yayınlanan öykü kitabı.

Kim olduğuna dair hiçbir fikriniz olmasa bile daha ilk öyküden (Zeplin) “Karin Tidbeck kesin büyülü bir yerlerde büyümüş” diyeceğinize eminim. İsveçli olduğunu öğrenince de taşlar bir nevi yerine oturuyor: İskandinav mitolojisini, masallarını, vs. bilen bilir; tanrılardan canavarlara ve perilere uzanır hepsi. Bu unsurlar Tidbeck’in öykülerinde de var. Tuhaf, gerçek üstü şeyler dönüyor olsa da sonlarında elinizde kalan his illa ki yüreğinize dokunacak, emin olun.

“Neden zaman var burada? Neden zaman farklı yerlerde farklı şekilde akar? Ve eğer mekanlar yüzebiliyorsa, ormanın doğası nedir?”

sayfa 123, ‘AUgusta prıma’ isimli öyküden

Karin Tidbeck beyninden öpülesi bir kadın

Kitaptaki tüm öyküler beni eşit şekilde etkilemedi tabii ama en çok etkilendiğim, aklımda kalanların Zeplin, Rebecka, Brita’nın Tatil Köyü, Rengeyiği Dağı, Augusta Prima ve Teyzeler olduğunu söyleyebilirim. Ben de ruhsal hastalıklarla başa çıkarak yaşamak zorunda olduğum için sanırım içinde buna dair öğeler olan hikâyeler beni her zaman çekiyor. Karin Tidbeck de özellikle Rebecka isimli öyküsünde benzer bir duruma odaklanmış; hastalığın adı net bir şekilde tabii ki belirtilmiyor ama Rebecka isimli karakterin söylediklerinden ve davranışlarından bir tür bozukluğu olduğunu hemen anlıyorsunuz. Tuhaf tarafı da kendinizi bir yandan da ona hak verirken buluyorsunuz.

“Söylüyorum sana. Tanrı benimle taşak geçiyor. O’ndan nefret ediyorum. Kabuslarıma son vermiyor. Ya da yara izlerini silmiyor, tüm o yara izlerini. Ama kendimi öldürmeme de izin vermiyor. O benim acı çekmemi istiyor sanki.”

sayfa 42, ‘rebecka’ isimli öyküden

Daha çok Fantastik veya son yıllarda yükselişe geçen Spekülatif Kurgu kategorisine girebilecek olan Karin Tidbeck öyküleri büyülü gerçekçiliğe de şapka çıkararak beni inanılmaz mutlu etti ve aklımı aldı açıkçası. Tidbeck, bambaşka dünyalar yaratarak yalnızlık, sevgi, zaman, akıl sağlığı gibi konulara girmiş ve hatta sonsöz kısmında kültürel farklılıkların yanı sıra çeviriye ve kendisi de bir çevirmen olarak dil farkına da değinmiş. Mesela;

“Bazı kavramlar ve kültürel imalar çevrilmeye direniyor ama bu her dil için söz konusu. […] Kültürel klişeler iyidir ama biraz baştan savma görünmenize yol açabilir, bu yüzden öylece söyleniveren bir ifadenin gerçekten ne anlama geldiğine kafa patlatmak, sizi otomatik pilota bağlı olarak yazmaktan kurtarır.”

sayfa 153

Onu o kadar iyi anlıyorum ki! İş hayatımın büyük kısmı boyunca yabancı firmalarla çalıştım ve bu meseleyle sürekli olarak uğraşmaya devam ediyorum. Çeviri de yapıyorum, o ayrı, ama yaptığım şeyin büyük kısmı için “yerelleştirme” daha doğru bir tabir aslında. Bunun hakkında sabaha kadar konuşabilirim, o yüzden fazla uzatmayacağım, ama Karin Tidbeck ile karşılıklı bunu tartışabilmek inanılmaz keyifli olurdu gibi geliyor. Kısmet!

Zeplin Tanıtım Yazısı

2013 Crawford Ödülü Kazananı / 2012 James Tiptree Jr. Onur Li̇stesi̇ / 2013 Dünya Fantazi̇ En İyi̇ Koleksi̇yon Ödülü Aday

“Tedirgin edici… keyifli… gizemli biçimde dokunaklı… Bunlar muazzam öyküler.”

– Ursula K. Le Guin

Bir adam bir zepline âşık olur. Bir operatör Cehennem’e telefon bağlar. Üç kadın zamanın ötesindeki bir yerde süzülürler.

İsveçli yazar Karin Tidbeck’in alacakaranlık dünyasına hoş geldiniz. Perilerin sakin köylere musallat olduğu, ölümsüz bir varlığın zaman kavramıyla tanıştığı bir dünya. Her şeyin mümkün olabileceği bir dünya. Tidbeck’in hem güldüren hem de rahatsız eden, hem duygulandıran hem de var olmayan bir yere hasret çekmenizi sağlayan öyküleri türler arasındaki sınırları ustalıkla aşıp tanıdık ile bilinmeyenin çekiciliğini ve dehşetini hissetmenizi sağlıyor.

“Bu öykülerde büyü sessizce gösteriyor kendini. Ormandan da gelebilir, topraktan da; tamamen başka bir boyuta da ait olabilir, ailenizin genlerine işlenmiş de. Büyü, siz okudukça bu sayfalardan sızıp sonuna geldiğinizde sizi de biraz büyülenmiş halde bırakıyor.”

– Karen Joy Fowler

“İmkânsız armonileriyle Karin Tidbeck dikkat edilmesi gereken bir kalem.”

– China Mieville

No Comments

    Leave a Reply

    This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.