0
kaygı bozukluğu kaygı üzerine kitap renata salecl
Kitap Yorumu

Kaygı bozukluğu herkeste mi var?

31 Ağustos 2019

Kaygı, diğer adıyla “anksiyete” diye bilinen şey beni yaklaşık bir ay önce acillik ettiğine göre bende de kaygı bozukluğu olduğuna dair şüphe yok. Olaylar şöyle gelişti: en azından bir haftadır falan biraz başım döner gibi oluyordum. O cuma günü sabahtan Bomonti’de toplantım vardı. Dönüşte iş arkadaşlarımla Kadıköy’de buluşacaktım. Mecidiyeköy’den metrobüse bindim; klasik kıtalar arası geçiş yöntemim yani, normalin dışında bir şey yok. Metrobüste birden başım dönmeye başladı; bayılacak gibi oldum. Bunu fark eden birinin bana yer vermesiyle de bir şekilde köprüyü geçerek, kendimi Kadıköy’e, iş arkadaşımın yanına attım. “Tansiyonuna baktıralım bari” deyince eczaneye gittik. Eczane ne dese beğenirsiniz? Tansiyonum normalmiş ama nabzım çok hızlı atıyormuş; acile gitmeliymişim…

Hiç heyecanlı şekilde anlatmadım hikâyeyi, farkındayım ama bu iş ciddi. O gün bugündür iki kere doktora gittim geldim. Nabzımı düzenleyici ilaçlar, vücudumda kalmayan demiri, vitaminleri kendine getiren ilaçlar derken şu anda günde en az on hap yutar durumdayım. Hatta yıllık izin dönüşü haftada üç gün iğneler başlayacak. “Peki bunun kaygı bozukluğu ile ne alakası var?” dediğinizi duyar gibiyim…

Kaygı bozukluğu ne zaman vurur belli olmaz

kaygı bozukluğu kaygı üzerine kitap kapak

Söz konusu cuma günü kaygıyı tetikleyen bir şey yoktu ortada. Ama öncesine baktığınız zaman çok şey var! İşle gelen fiziksel ve özellikle zihinsel zorlukların, onun etkisiyle daha pek çok küçük şeyi de kafaya takmanın getirdiği tükenmişlik ve kaygı bozukluğu ile cidden gözle görülür, acil önlem alınması gereken bir şekilde çökebiliyorsunuz. Enerjiniz çekiliyor. Depresyona sürükleniyorsunuz. “Nasıl toparlanılır peki?” kısmı bitmedi daha, o yüzden bilemiyorum, zaman gösterecek bakalım…

Şimdi de büyük ihtimalle “bu nasıl bir kitap yorumu!” diyorsunuz gibi. Renata Salecl, Kaygı Üzerine isimli kitabında bir nevi kaygı bozukluğu tarihçesi hazırlamış. Savaş zamanlarında kaygı bozukluğu ile başlayıp kapitalizmin de etkisiyle gelen toplumsal kaygılara, aşk kaygılarına ve hatta annelik kaygısına bile yer vermiş. Eğer hayatınızın bir yerinde bir şekilde bu kaygı denen lanet şeyle uğraştıysanız, bu kitabın içinde onunla ilgili bilgi bulmanız çok ama çok yüksek ihtimal. Genelde kaygı bozukluğu olan insanları “zayıf” gören, “abartıyorsun sen de canım” diyenler çok var, biliyorum; onlara da ancak “başınıza gelince anlarsınız” diyebiliyorum çünkü: 

Kaygı, nesnesiz bir korkma hali olarak algılanır çoğunlukla; yani bizi neyin kaygılandırdığını kolay kolay söyleyemeyiz. Tam da bu yüzden, yani kaygıyı doğuranın belirsizliği yüzünden, rahatsız edici duygular arasında kaygı korkudan beterdir. 

Renata Salecl, Kaygı Üzerine, sayfa 26

Durumun ne kadar vahim olduğunu anlayabiliyor musunuz?

Peki, nasıl kurtulacağız bu kaygı denen illetten?

İşte bunun cevabı kitapta yok. Olsa zaten yok satardı kesin! Ama bunu demişken, eğer “kaygı bozukluğu bende de var” diye düşünüyorsanız ancak şimdiye kadar herhangi bir yardım almadıysanız biraz kendinizi, içinde bulunduğunuz durumu, sizi ürküten bu duygu ve düşüncelerin nereden geldiğini çözmenize yardımcı olabilir. 

Benim için kitabın en ilginç bölümü, üçüncü bölüm olan “Başarısızlıkta Başarı: İnsanların Teresizlik Hissine Bel Bağlayan Hiperkapitalizm” bölümüydü çünkü gerçekten içinde yaşamak zorunda olduğumuz ve canımıza okuyan dünyayı anlatıyor. Ve tabii bu dünyanın bizi nasıl yiyip, bitirdiğini. 

“Yap gitsin!” ideolojisinin ta kendisi sınırsız iyimserlik sunmak yerine belli bir kaygıya kapı açmış bulunuyor. Bu kaygı tam da, artık kendimize hoş görüneceğimiz bir imaj yaratma özgürlüğümüz olduğu fikriyle bağlantılı; zira günümüzde vücut imgelerine ilişkin envai çeşit travma yaşayan ve bunun sonucunda anoreksi, bulimia, aşısı egzersiz, estetik ameliyat saplantısı ve alışveriş bağımlığından mustarip insan sayısı daha önce görülmemiş ölçüde.

Renata Salecl, Kaygı Üzerine, sayfa 56

“Ben böyle değilim!” ya da “böyle birini tanımıyorum” diyebilir misiniz allah aşkına? Salecl’in bununla ilgili sorduğu sorular da şöyle:

Kendimizden bir sanat eseri oluşturma, yani hayatlarımızı istediğimiz şekilde oluşturmakta özgür olma olasılığında bu kadar dehşet verici olan ne? Hayatlarımızda seçim yaparken güya sahip olduğumuz özgürlüğün ta kendisi niye kaygıda bir artışa yol açıyor?

Renata Salecl, Kaygı Üzerine, sayfa 57

Niye, gerçekten? Niye? Bunun cevabı az biraz da olsa bölümün ilerleyen kısımlarında veriliyor. Benim vardığım, anladığım sonuçta şu: kaygı bozukluğu da pek çok diğer ruhsal bozukluk gibi insanın insana yaptığı bir kötülük. İnsanları kalıplara sokmaya, kategorilere bölmeye; “öyleysen iyisin” veya “böyleysen beş para etmezsin” saçmalıklarına inandırmaya çalışanları bulup, taşlayalım diyorum ben. Her ne kadar bu tarz şeylerin saçmalık olduğunun bilinciyle yaşasanız da, içinde bulunduğunuz toplum hayatta kalabilmek için bunlara ayak uydurmanızı da gerektiriyor. E o zaman kaygı bozukluğu nasıl düzeliyor? Biz nasıl kullanacağız bu illetten? Gerçekten bu yazıyı yazarken beynimi yaktım ve kaygı katsayımı artırdım. İyisi mi, siz kendiniz okuyun bakalım neymiş olay. Bir çözüm bulan da paylaşsın lütfen. 

Kaygı Üzerine, Her Ülkeden Bir Kitap projesinde Slovenya’ya, Kitaplık Kedisi Reading Challenge 2019’da ise ikinci maddeye eklendi.

No Comments

    Leave a Reply

    This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.