Menu
Genel

Kitap Kurdu Röportajları #8: Hakan İlker

Bu haftaki konuğum Ankara doğumlu, 2007 yılından bu yana İstanbul’da yaşıyan lise 3 öğrencisi Hakan İlker. Kendisinin hedefi psikolog ve yazar olmak. Blogu ise farklı konulara değinen Sarımsak’ın Günlüğü. Şimdi buyrun, cevaplarını okuyun…


Kitap hastalığı ne zaman başladı?
Kitap hastalığı, ben kendimi bildim bileli vardı aslında. Hatırlıyorum, çocukken arkadaşlarım top oynamaya çağırırlardı beni ama ben onun yerine balkonda oturur kitap okurdum.
Kitap kurtları bazen “Bu kadar okunur mu?” veya “Kitaplara bu kadar para mı verilir?” gibi tepkiler alıyor. Böyle bir anınız var mı? Bu konuda ne düşünüyorsunuz?
“Bu kadar okunur mu?” sorusundan daha çok ”Kitaplara bu kadar para verilir mi?” tepkileriyle karşılaşıyorum. Şöyle ki kitap okumayı ben biraz bağımlılık olarak değerlendiriyorum ve örnek veriyorum, sigara içmediğimizi düşünelim. Günde iki paket sigara içen birisinin neden bu kadar sigaraya para yatırdığına bir anlam veremeyiz. Haksız mıyım? Kitap okumak da bu tarz bir bağımlılık bence. Bu bağımlılığı bilmeyen, neden bizim bu kadar parayı kitaplara yatırdığımızı da bilemez.
Bir kitap hakkında “ben bunu okurum!” demeniz için hangi özelliklere sahip olması gerekiyor?
“Ben bunu okurum!” demem için en önemli faktör tabii ki kitabın arkasındaki tanıtım yazısı ve kitabın konusudur. Bunların dışında iyi bir reklam, nedensiz olarak o kitabı okumam için beni vahşice dürter. İnanılmaz bir merak uyanır içimde. Bir de can alıcı bir kapak görseli varsa, olay benim için bitmiştir, kaptığım gibi alırım kitabı.
Kitap kapaklarının çekici olması önemli mi? Kapağı, bir kitabı okumak veya okumamak konusundaki kararınızı etkiliyor mu?
Kapak, bir kitabın her şeyidir bence. Kitap alışverişlerinde dikkat ettiğim en önemli faktörlerden birisi de budur. Çünkü, kitabı okumadığımız zamanlarda, masamızda durduğu zamanlarda kapak görseli beni mest etmeli. Bakınca okuyasım gelmeli. Bu da tabii ki kitabı okuyup okumamam konusundaki kararımı oldukça etkiliyor. 
Türkiye’deki kitap fiyatları ve yayın kalitesi (tasarım, baskı, dil, vs.) hakkında ne düşünüyorsunuz?
Yayın kalitesinin Türkiye’de çok iyi olduğunu düşünüyorum. Orjinal olmayan kitap görsellerini incelediğimde bazıları orijinalinden daha iyi geliyor bana. Baskılar oldukça iyi olmasına rağmen, arada ‘üretim hatası’ olarak nitelendirebileceğim, adeta korsan kitabı andıran baskılarla karşılaşabiliyorum. 
Fiyatlara gelecek olursak eğer, öğrenci gözüyle baktığımızda oldukça lüks bir şey kitap almak. Çünkü ortalama bir kitabın satış fiyatı 20 TL oluyor. Kendimden örnek vereyim, ben hemen hemen iki haftada bir kitap alan birisiyim ve kitap aldığım zaman ne yazık ki sosyal hayatımdan vazgeçmem gerekiyor. Çünkü paramın çoğu okul için gidiyor, e kalanını da kitaba yatırınca elde hiçbir şey kalmıyor ne yazık ki. Ama yayıncıların bir kitabı basmak için girdiği masraflara bakarsak onlar da bir yerde haklı. Hal böyle olunca, kitap fuarları az da olsa işe yarıyor.
E-reader’ınız var mı? Varsa geleneksel kitapları mı, e-kitapları mı tercih ediyorsunuz?
E-reader’ım yok, fakat bir ara çok heveslenmiştim. Sonuçta e-kitap daha ucuz. Sonra bir gün telefonuma bir e-kitap indirdim. Ve o e-kitabı bitirene kadar canım çıktı diyebilirim. Bir kere kitap okuma hevesi diye bir şey yok. Ardından bol bol göz ağrısı yapıyor (sanırsam bu, benim e-kitabı telefondan okuduğumdan kaynaklanan bir sorun) ve kapak görseli olmadığı için beni okumaya şevk edecek bir şey olmuyor ortalıkta. Bu yüzdendir ki ben geleneksel kitapları tercih ediyorum.
Hangi yazarla bir akşam yemeği yeme şansına sahip olmak isterdiniz (ölü veya hayatta)? Hangi konulardan bahsederdiniz?
P.C. Cast ile bir akşam yemeği çok harika olurdu. Ya da Stieg Larsson. P.C. Cast çünkü Gece Evi sayesinde kendimi ona yakın hisseder oldum. Sanki bir anneymiş gibi. Oturup saatlerce Zoey hakkında ya da Damien hakkında (Damien hakkında konuşursak eşcinsel hakları konusuna da geçiş yapabiliriz) konuşmak isterdim. Stieg Larsson ile kurguları hakkında konuşmak isterdim. Yaptığı araştırmalar hakkında konuşmak isterdim. 
“Kitap okumaya hiç zamanım yok” diyenler için tavsiyeleriniz var mı?
Hiç kimsenin 24 saatini yoğunluk içinde geçirdiğine inanmıyorum. Dizi izleyeceklerine bir yarım saat kitap okuyabilirler. Dizi özeti zamanında bile okusalar yaklaşık bir saat okumuş olurlar ki bu da gayet iyi bence. Ha, gerçekten yoğun olan kişiler varsa eğer onlar da yatmadan önce rahatlıkla 25-30 dakika kitap okuyabilirler. ”Zamanım yok” demek bir bahane üretmekten başka bir şey değil. 
Aşık olduğunuz ve/veya “bunu bir kaşık suda boğarım” dediğiniz kitap karakterleri var mı?
Ben kitaplara sanırım bu kadar bağlanmıyorum. Aşık olmaktan ziyade Gece Evi serisinden Jack adlı karakteri çok seviyordum. Hayranlık gibi bir şey. Aynı şey Damien için de geçerli. ”Bir kaşık suda boğarım” olayından ziyade gıcık oluyorum daha çok. ”Vay kadına bak sen!” gibi cümleler sarf ediyorum. Mesela yine aynı seriden Neferet. 
Kitapların film adaptasyonları hakkında ne düşünüyorsunuz? Şimdiye kadar beğendiğiniz bir film adaptasyonu oldu mu?
Bazı filmler sanki bana, olaya başlayacak bir konu aradıkları için kitaplardan uyarlama yapıyorlar gibi geliyor. Bu olaya dizilerde daha sık rastlıyorum orası ayrı. Ama uyarlama filmleri genelde başarılı buluyorum. Mesela Açlık Oyunları ya da Bir Gün… Bir Gün favori uyarlamalarımdandır.
Dünyanın sonu gelmiş, bir uzay gemisi sizi kurtarıp başka bir gezene götürecek. Ancak yanınıza sadece 5 kitap alabilirsiniz. Hangi kitapları kurtarırdınız?
Seçilmiş – Gece Evi Serisi, Bir Gün – David Nicholls, son olarak da Stieg Larsson’ın Millenium üçlemesi. Yabancı yazarları mı, Türk yazarları mı tercih ediyorsunuz?
Yabancı yazarları tercih ediyorum. Türk yazarlarının yıllardır süre gelen kalıplaşmış konulardan dışarı çıkamadıklarını, çıkmaya çalışanların da başarılı olamadıklarını düşünüyorum. Şu anda hangi kitabı okuyorsunuz?
Şu anda Markus Zusak’ın Hiç Kimse Sıradan Değildir adlı romanını okuyorum. Okunacaklar listenizde hangi kitaplar var?
Okunacaklar listemde çok kitap var aslında. Şu anda aklımda olanlar ise ”Incarceron, Duyguların Rengi, Tanrı Daima Tebdil-i Kıyafet Gezer, Benim Çılgın Ailem, Arafç” 2013 yılına kadar listemi temizleyip klasiklere ve felsefi kitaplara başlamayı düşünüyorum. Şu an yanıtlarınızı okuyanlara bir kitap tavsiye eder misiniz? Neden okumalılar bu kitabı?
Tolstoy’un İnsan Ne İle Yaşar? adlı kitabı okumalarını tavsiye ederim. İçinde küçük küçük hikayeler, çıkarılacak büyük büyük dersler var.
]]>

No Comments

    Leave a Reply

    This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.