Genel

Kitap Yorum: Cadı Ölüsü – Charlaine Harris

Tuhaf ve seksi garson kız Sookie Stackhouse’a kapılmamanın yolu yok. Bizi de al Sookie! Bizi de!
İnsan her gün yol kenarında koşan yarı çıplak bir adamla karşılaşmaz ki!

Sookie Stackhouse da gaza basıp yoluna devam edemedi tabii. Zavallı çıplak adam şuurunu yitirmişti, kim olduğunu bilmiyordu. Oysa Sookie onu gayet iyi tanıyordu. Vampir Eric’ten başkası değildi. Ama çok daha iyi kalpli, daha nazik bir Eric. 

Ve daha ürkek. E, hakkı var, zira geçmişini silen artık her kimse, şimdi de canını almanın peşindeydi. Eric’in belalısını araştıran Sookie, kendini aniden cadılar, vampirler ve kurtadamlar arasında patlak veren tüyler ürpertici bir savaşın ortasında bulacaktı. Ama asıl tehlikedeki Sookie’nin kalbiydi. Hımmm! 

Şeyyy, çünkü bu yeni Eric’e karşı koyabilmek öyle her babayiğidin harcı değildi.

“Çok şık, çok havalı… Vampir Avcısı Buffy hayranları mizah gücünün, Vampir Avcısı Anita hayranlarıysa aşk ve erotizmin doğaüstülerle mücadelede faydasını iyi bilir.”

-Orlondo Sentinel-
Vampir Avcısı Anita’yı okumaya sıra gelmedi henüz ama bu kitapların Buffy the Vampire Slayer’la karşılaştırılması sinir ediyor beni. Hem de onun mizah gücüyle karşılaştırıyorlar bir de utanmadan! Ayıp, ayıp. Tamam kendi çapımda sevdim bu kitapları ama Charlaine Harris Joss Whedon kadar mizah gücü olsa daha ne ister! Neyse… Kitaba gelelim.
Öncelikle herkese bu kitapları Eric Northman üzerinden değerlendirdiğimi hatırlatmam gerekiyor. Sookie ve Bill ciddi sinirimi bozuyorlar çünkü, ikisini de tokatlayasım geliyor. 4’üncü kitap olan Cadı Ölüsü ise 2 nedenden dolayı şahane: 1) Bill gitti, yok meydanda. 2) Eric her dakka meydanda! Sookie Eric’i yarı çıplak yolun ortasında koşarken buluyor bir gece (o an geçirilmesi muhtemel olan kalp krizini düşünebiliyor musunuz?!). Vampircağız hafızasını kaybetmiş, kim olduğunu falan hatırlamıyor. Sonra öğreniyoruz ki bir grup cadı vampirlerin peşinde ve bu hafıza kaybı onların işi. Sonra da Jason kayboluyor ki o da kötü oldu çünkü kitabın eğlencesini eksiltiyor resmen yokluğu.
Eric’in hafıza kaybı olayı ilk başlarda süperdi. Süt bulmuş kedi gibiydi kendisi anca sonradan farkına vardım ki biz onun ‘bad boy’ havalarını sevmişiz. Böyle dizde yatıp miyavlayan halleri bir yere kadar çekiliyor yani. Sookie’yi de neden istediğini hala anlayabilmiş değilim ve anlayamayacağım da herhalde. Genellikle ana karakterlere gıcık da olsam bi şekilde bir şekilde yakınlık duyabiliyorum onlara, ya da en azından dertlerini az buçuk anlayabiliyorum. Ama Sookie’yle olmadı. Çok dramatik geliyor bana, sahte geliyor. Hele ki şu günün kelimesi takvimi yok mu, sürekli oradan kelimeler kullanmaya uğraşmıyor mu? Deliriyorum resmen. Elimde olsa yırtıp atacağım o takvimi!
Bu kitapta Sam gibi başka ‘shifter’larla da tanışıyoruz. Cadı olayını öğrenince de çok heyecanlandım ama hevesim kursağımda kaldı. Çok yavaş ilerledi kitap, çooook. Sonradan ne olacağını da hala merak ediyorum yalnız, bu da iyi bir şey bence. Serinin devamında neler olur bilemem ama şu anda bu kitaplarla hep bir ‘love&hate’ ilişkim olacakmış gibi duruyor.

]]>

You Might Also Like

2 Comments

  • Reply
    Steph from fangswandsandfairydust.com
    19 Mart 2011 at 05:40

    That is a fabulous poster (book cover?). I wonder if I could find that lipstick color.

  • Reply
    Simay
    19 Mart 2011 at 12:28

    It’s the Turkish cover of Dead to the World by Charlaine Harris 🙂 Can’t help you about the lipstick, though.

Leave a Reply