Genel

Kitap Yorum: Küller Şehri – Cassandra Clare

here.

Vampirler, kurtadamlar, periler, gerçek aşk ve aklınızı başınızdan alacak kadar heyecan! Ölümcül Oyuncaklar can yakmaya devam ediyor! Komada bir anne ve dünyayı yok etmeye kararlı bir baba.. Clary Fray, kurtadamlar, şeytanlar ve gizemli Gölgeavcılarıyla dolu, ürkütücü New York yer altı dünyasına doğru sürükleniyor. Geçmişiyle ilgili öğrendikleri yalnızca başlangıç. Şimdiyse dünyanın kaderi Clary’nin ellerinde. Yeni keşfettiği güçlerini ustaca kullanmayı ve asla kendisinin olmayacak bir erkeğe karşı hislerini dizginlemeyi başarabilecek mi?
İlk kitabı okumadıysanız bu yazıda spoiler’lar olabilir. Uyarmadı demeyin! Ölümcül Oyuncaklar serisinin ikinci kitabı Küller Şehri, Kemikler Şehri’nin kaldığı yerden birkaç hafta sonra başlıyor. Clary’nin annesi hala hastanede ve Clary amcası Luke’un evinde kalıyor. Orda da Simon’la bol bol zaman geçiriyor. Tabii bir yandan da Jace’e karşı olan hisleriyle savaşıyor kızımız. Erkek kardeşine aşık sonuçta, öyle kolay bir durumda değil kendisi. Bu arada bir yandan da Simon’la sevgili gibi oluyorlar. Aşk üçgeni bir çılgın yani anlayacağınız… Ama mutlu şeyler sürer mi hiç? Sürmez! Hele ki Valentine gibi bir adam varsa ortalıkta hiç sürmez. Nitekim Valentine amca ortalığı karıştırmaya başlıyor yine. İblis ordusu kurarak Gölgeavcılarına saldırmayı planlıyor bu sefer. Böyle özetledim, ayrıntılardan da bahsetmek istiyorum aslında ama cidden nereden başlayacağıma karar veremiyorum. Bir yandan başlarına gelen olaylar, savaşlar, vesayire, bir yandan kim kime aşık o ona ne dedi bilmemne konuları derken uçup gidiyor herşey. Demin bahsettiğim JaceClarySimon aşk üçgeni var mesela. Sonracığıma Isabelle bir periyle çıkıyor, yeni vampirler doğuyor, periler Gölgeavcılarını partilerine davet ediyor. Ayrıca ölenler ve ölüme çok yaklaşanlar da var. Okurken öyle bir heyecanlanıyor ve panik yapıyor ki insan bir süre durup, derin bir nefes alıp öyle devam edebiliyorsunuz ancak. Küller Şehri’nde bir de Alec ve Isabelle’in ebeveynleri ve küçük kardeşleri Max ile tanışıyoruz. Gölgeavcılarının dünyasına daha bir giriyoruz ve tabii yine vampirler, kurtadamlar ve periler de var. Ve tabii ki saymakla birmeyen çeşitte iblisler… Ayrıca da Clary ve Jace’in özel yeteneklerine de şöyle bir bakma şansımız oluyor. Ancak tamamen ne oldu, nasıl oldu ben anlamadım şahsen. Sanıyorum yazarımız burada bir merak yaratmaya çalışmış ve başarmış çünkü ben çatlıyorum n’oluyor n’oluyor diye. İlk kitap hakkında yazdığımda Magnus Bane karakterini aklınızda tutun demiştim. Onun hala arkasındayım; hatta şuan Magnus favori karakterim bile diyebilirim. Hem sevecen hem esprili, hem de hazır cevaplığı çok hoşuma gidiyor. Diğer karakterleri de hala seviyorum tabii ama Luke’tan çok emin değilim. Kötü bir adam olduğundan falan değil ama fazla yetişkin hali bir geriyor beni. Bir rahatla, bırak n’aparlarsa yapsınlar diyesim geliyor. Hakkaten geçmişte yaşadıklarını omuzlarında taşıyor ve bunu her hareketinde hissediyorsunuz. Genel bakıldığında karakterlerin nasıl geliştiğini, birbirlerine yardım etmek için neler yapabileceklerini görmek çok güzeldi. Hatırlarsanız bu kitapların Harry Potter’ı andırdığından da bahsetmiştim? Küller Şehri’nde Harry Potter’a göndermeler var! İçimdeki 12 yaşındaki kız nasıl sevinip havalara uçtu anlatamam. Yalnız bir tane negatif yorumum var: Türkçe kitabın kapağı niye bu kadar çirkin? Türkçe’ye ‘Mekanik Melek’ olarak çevrilen, yine Cassandra Clare tarafından yazılan ‘Clockwork Angel’ı geçen gün kitapçıda gördüm. Kapağı aynen kullanmışlar, iyi olmuş. Bunu da öyle yapsalarmış keşke. Şahsen kapaktaki bu kız benim kafamdaki Clary’ye hiç ama hiç benzemiyor. İnsan bir sinir oluyor böyle durumlarda.]]>

You Might Also Like

No Comments

    Leave a Reply