Menu
Genel

Kitap Yorumu: J.R. Ward'un Türkçe'ye bir türlü çevrilmeyen kitaplarından…

Bunun da Türkçesi yok maalesef arkadaşlar. Bunları niye çevirmiyorlar anlamıyorum. Koca koca insanlar bile (bakınız ben) çoluk çocuk için yazılan vampir hikayelerini okuyor, bunları niye okumasınlar? İşin içine seks meks giriyor, olaylar azcık abarıyor diye olabilir gerçi ama bana mı düşmüş nedenini bulmak?
Bu kitap, J.R. Ward’un Black Dagger Brotherhood serisinin bir nevi perde arkası. Ward ablamız kitapları nasıl yazdığını, nasıl sattığını, vampir aşklarımızın kafasında neler yaptığını anlatmış gayet güzel. Kitaba başladığımda ne beklediğimi de pek bilmiyordum açıkçası. Bu kitapları başıma saran (iyi ki sarmış gerçi!) arkadaşım Kathy kitaplarda sözü geçen eski dili falan öğreneceğimi söylemişti. Başka birşeyler de söylemiştir kesin ama benim aklımda bir tek o kalmış. O yüzden çok heyecanlandım tabii ama bilmiyordum ki koskoca kitabın tek bir sayfası için heyecan yapmış olduğumu…
Öncelikle Ward’un yazı sürecini okumak şahaneydi benim açımdan. Yazarlar genellikle ‘geliyor, yazıyorum’ tarzı bir havayla anlatırlar bu süreci. Tamam, gelmeden yazılmaz ama ‘hiç mi zorlanmıyorsun be adam!’ diye bir omuzlarından tutup sallayası geliyor insanın. Ward da geliyor yazıyorum diyor ama aynı zamanda zorluk çektiği karakterleri, bölüm ve olay sıralamalarında çektiği zorlukları da ayrıntılı bir şekilde anlatıyor. Ve benim için en önemli olan tarafı, zorluk çektiği zamanlar olduğunu idare ediyor. Resmen kadına daha çok saygı duydum ve daha bir sevdim kendisini.
Beni en heyecanlandıran bölümlerden birisi bu yazım süreci olsa da kitap aslında Bella, Zsadist ve Bella’nın yayımlanmamış bir hikayesiyle başlıyor. Bu hikaye hem çok şirin, hem de çok depresifti. Zsadist’in kitabı üçüncü kitap ve o kitabı cidden içiniz acıya acıya okuyorsunuz. Adamın başından neler neler geçmiş, psikopat ve insanlardan kopuk olması kadar normal birşey yok yani. O nedenle yeni doğmuş bebeğiyle ilk başlarda ilişki kuramaması ancak sonrasında duruma alışmasını izlemek bayağı ilginçti.

Her bölüme teker teker yorum yapmayacağım çünkü sabaha kadar kalırız burada. O nedenle diğer favori bölümlerimden bahsedeyim… Bir Kicks and Giggles bir de BDB forumlarından alınan kısımlar şahaneydi. Özellikle brother’ların forumlara girip de saçma sapan muhabbetlere başlamalarını okurken kendi kendime güldüm durdum. Artık hergün aynı otobüse denk geldiğim insanlar kesin deli sanıyor beni ama değer valla. Kitabını okuduğumdan beri (merak ediyorsanız ikinci kitap) Rhage’e aşıktım zaten ve bu board olayında da o muzur karakteri direk ortalığa dökülüyor. Özellikle V’yle didiştiği kısımları okurken katıla katıla güldüm manyaklar gibi. İyi de geldi, ne yalan söyleyeyim. Bu kamera arkası tarzı kitap Phury’ninli olan altıncı kitabın peşinden yayımlanmış. Ben ta sekizinci kitabı da bitirdikten sonra okudum. Doğrusunu isterseniz bir şey farkettiğini pek sanmıyorum. Tek söyleyebileceğim kitap şu an çıkmış olsaydı Rehv ve John Matthew hakkında da bir kaç birşey bulunurdu içinde, iyi olurdu. Artık bir altı kitap daha sonra yazsın bir tane daha! Bu seriyi mutlaka bulun, alın, okuyun.
]]>

No Comments

    Leave a Reply

    This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.