Kitap Yorumu projeler

Leila Slimani, size ürkütücü bir ninni söylesin mi?

leila slimani kitap zimlicious

Üniversitede çok ama çok sevdiğim bir hocam vardı yazıyla ilgili derslerime giren. Kendisinden çok çok fazla şey öğrendim tabii ama aklıma kazınmış olan en önemli cümlesi şu: “write what you know.” Yani, “bildiğin şeyi yaz.” Faslı yazar Leila Slimani dadılarla ne kadar haşır neşir olmuş bilemiyorum tabii ama kendisiyle en büyük sıkıntım bildiği bir şeyi değil, kendisine ilginç gelen şeyi yazmasıydı diye düşünüyorum. Bazen, Filler İçin Su gibi, bir konuyu çılgınca araştırıp da kurguyu kaybeden yazarların kitapları da rahatsız ediyor beni mesela. Bilmediğiniz bir konuyu araştırıp, inceleyip yazmanız da tabii ki OK’dir; ben iş için bile çok fazla yapıyorum bunu ama özellikle kurgu söz konusu olduğunda kendinizden bir şeyler katmadığınız, “Jennifer şöyle hissediyordu” yazarken onu gerçekten hissetmediğiniz belli oluyor ya; anlatabiliyor muyum?

Leila Slimani tarafından kaleme alınan, hatta yazarın ilk romanı olan Lullaby’ı (ninni) okurken de işte böyle hissettim. Sevemediğim karakterler olmasını geçtim (Elizabeth Wurtzel da mesela hiç haz ettiğim bir insan değil ama yazılarını buna rağmen beğeniyorum), gerilim seviyesiyle bile kendini okutan bir kitap olabilirdi ama olamamış. Kitabın ana konusu olan “tuhaf” durumun da “kendiliğinden böyle oldu” gibi çözüme bağlanmaya çalışılması da bitirdi beni ne yazık ki…

Leila Slimani size bir ninni söylesin mi?

Altı yaşında bir oğlu, altı aylık kızı ve evet, bir dadısı da olan Leila Slimani, kitabıyla ilgili olarak “en derin korkularımı ve kâbuslarımı kullanmaya çalıştım: çocuklarımı kaybetmek, tanıdığımı sandığım birini sevmek ama aslında onu hiç tanımamak.” Yazım sürecinin bir yandan ürkütücü olduğunu dile getiren yazar, “bir yandan da rahatlatıcı bir süreçti çünkü anksiyetemi okura verebiliyordum!” Neden bu kadar çarpıcı konular seçtiği sorulduğunda ise aslen niyetinin bu olmadığını, ilgisini çeken, anlamadığını düşündüğü karakterleri yazmak istediğini söylemiş… Yani yine ilk dediğime geliyor: bir şeyi anlamak için onu yazmaya çalışmak iyi bir yöntem olabilir; buna yürekten inanıyorum ama biraz daha gerçek hisler olması için bence yazarın bildiğini yazması lazım.

Olayımız özetle şu: Paris’te yaşayan Myriam ve eşi uzun uğraşlar sonucunda çocuklarına bakması için Louise isimli bir dadı buluyorlar. Kadın çocuklarla çok iyi, çocuklar da onu seviyor, hatta sadece dadılık yapmakla kalmayıp, kendi içinden gelir gibi görünen bir şekilde bir yandan temizlik yapıyor, bir yandan yemek yapıyor, çiftin bir dediğini iki etmiyor. Myriam ve eşi kadında ara ara bazı tuhaflıklar sezseler de kadını göndermek tabii ki de işlerine gelmiyor ve aynen devam ediyorlar… Louise’in cahil olduğunu düşünüyor, özellikle birlikte tatile gittiklerinde, kadını farklı bir ortamda gördüklerinde fakirliğinden bile iğreniyorlar. Hatta Myriam yer yer kadından korkuyor da… Benim çocuğum da yok, dadım da olmadı ama biraz düşünerek şunu sorguluyorum: madem bu kadar rahatsız ediyor bu kadın sizi, neden hala onunla çalışmaya devam ediyorsunuz ki? Tamam, iyi bir dadı bulmak zordur elbet ama yani!

Leila-Slimani-yazar
Kaynak: thenational.ae

Leila Slimani, kendisi de dadıyla büyümüş bir kadın. Diyor ki, herkes onlara “sen de ailenin bir parçasısın” artık diyormuş ama aslında biliyorlarmış ki onlar sadece bir çalışanmış ve yanlış bir şey yaparlarsa anne-baba onları kovarmış… E yani! Yazar, kitabı istediği sona vardırmak için de dadı Louise’e bir hikâye uydurmuş bu arada… Sağda solda gördüğümüz, pek çok insanın başına gelenlerden farklı bir şey de yok içinde bu arada. “Bu kadın niye böyle bir şey yaptı?” diye merak ede ede okurken bir bakıyorsunuz ki ciddi psikolojik sorunları var aslında ve bana sorarsanız çocuklarına yanına bile yaklaştırılmaması gereken bir karakter.

Leila Slimani, bu kitabıyla 2016’dan bu yana çeşitli ödüller almış. Ödül verenlerin bir bildiği vardır diye düşünüyorum ama ben yine sadece popüler bir konuyu (dadılı aileler; dadı tutarak kendi kariyerini ve eski hayatını devam ettirmeye çalışan kadınlar), şu aralar popüler olan ve sevilen bir türde (The Au Pair yorumumda  da belirttiğim gibi yine bknz. Kayıp Kız ve Trendeki Kız kitapları) ele aldığı için bu kadar patladığını düşünüyorum. Yazarın ilk kitabı gerçi, hemen yargılamak da istemiyorum aslında, bakalım gerisini nasıl getirecek…

Leila Slimani – Lullaby, Her Ülkeden Bir Kitap projesinde Fas’a eklendi.

You Might Also Like

No Comments

    Leave a Reply