Kitap Yorumu kitaptan filme projeler

Marjane Satrapi – bu sefer büyük amcası, Azrail’i bekliyor

azraili beklerken marjane satrapi

Marjane Satrapi ile tanışmam, pek çok kişininki gibi, Persepolis’e dayanıyor. Onu okuduğumda çok etkinlendiğimi, kitabın sonundaki hissi bugün bile hatırlıyorum. Marjane Satrapi, Azrail’i Beklerken ile de içimi benzer hislerle doldurdu. Belki hikâyelerinin çok kişisel olmasından, belki de çok farklı yerlerde, çok farklı kültürlerde büyümüş, yaşamış insanların bile benzer sorunlarla yüzleştiğini, benzer hislerle hayatlarına devam ettiğini gösterdiği için, bilmiyorum artık…

Marjane Satrapi ile Azrail’i bekleyiş…

Marjane Satrapi, Azrail’i Beklerken’de bu sefer bizi İran Devrimi öncesine götürüyor. Hayatını müziğe adayan, yazarın büyük amcası Nasır Ali Bey’in hikâyesini dinliyoruz bu sefer de. Nasır Ali Bey, hayatını adadığı müziğini icra etmesini sağlayan enstrümanına gönülden bağlı; hatta onunla aşk yaşıyor bile diyebiliriz. Eşi, tarını kırınca ve aynı tınıyı başka bir enstrümanda bulamayınca yataklara düşer ve kitabın adındaki gibi Azrail’i beklemeye başlar çünkü müziğini istediği gibi icra etmeye devam edemeyince uğrunda yaşayacak bir şeyi kalmadığına inanır.

marjane satrapi azraili beklerken kitap kapak

Benim için okuduğum, izlediğim her şeyde ne olduğu kadar “nasıl” olduğu da çok önemli oldu. Benim en azından bir hikâyeyi, hangi formatta olursa olsun, sevip sevmediğimi belirleyen etken bu. Hikâyelerin özüne baktığınızda, altta genelde benzer bir formülün olduğunu görüyoruz: bir hayatın bir köşesinden başlıyoruz, sonra karşımıza bir çelişki, zor durum, sorun (artık adını ne koymak isterseniz) çıkıyor ve bunun bir şekilde çözülmesine tanık oluyoruz. Hatta ve hatta sonu net bir şekilde bitmeyip, bize bırakılırsa okuyucular, izleyiciler olarak çoğu zaman sinirleniyoruz.

Marjane Satrapi, kitabına ismini verirken sonuna dair spoiler vermeyi göz önüne almış gibi geliyor bana. Gerçi belki böyle dememem lazım; orijinal ismi ne anlama geliyor bilmiyorum ve İngilizce çevirisinin isminde (Chicken With Plums) Azrail’e dair hiç bir şey yok. Her neyse, sonuç olarak ben Türkçe’sini okudum ve sonu tahmin ettiğim gibi bitti ancak az önce de belirttiğim gibi önemli olan o sona nasıl gelindiği benim için…

Benzer hayatlara tanık olmuşuzdur biz de

Son yıllarda haberlere, ekonomilere, politikalara baktığınızda net bir şekilde göreceksiniz ki dünyaya mutsuzluk hakim. Hepimiz mutluluğu bir anlığına da olsa hissedebilmek için büyük çaba harcıyoruz; kimimiz yogaya gidiyor, kimimiz zumbaya, kimimiz kitap okuyor, kimimiz de kendini içkiye veriyor. Kendimizi daha güzel, daha iyi günler için çırpınırken buluyoruz ve çoğu zaman umutsuzluğa kapılıyoruz.

Geçmişe dönük hikâyeler okuduğumda tekrar tekrar şunu düşünüyorum: tatminsizlik, mutsuzluk gibi şeyler ilk günden beri insan oğluğunun içine işlemiş şeyler sanki. Bunun altında da bence yine türümüzün içine işlemiş olan kontrol manyaklığı, “sadece benim dedim olsun” ve “sadece ben doğruyu bilirim” tavırları ve bunun sonucunda çevresindeki insanların hayatını zorlaştırmaya, onları mutsuzlaştırmaya meyilli olmak yatıyor. Marjane Satrapi de bu durumu hikâyesinin içine serpiştirmiş. Nasır Ali Bey, mesela, sevmediği bir kadınla evlendiriliyor. Kadın çok da umrundaymış gibi görünmese de ona karşı çıktığında sinirleniyor. Diğer yandan çocukları var, onlara karşı sorumlulukları var. Azrail’i beklemeye başladığında akrabaları “aileni düşün; çocuklarını düşün” diye uyarılarda bulunsa da iş işten geçmiş artık; adamın hayata tutunmasını sağlayan tek şey elinden alınmış çünkü. Eminim siz de zaman zaman benzer şekilde umutsuzluğa kapılmışsınızdır.

Sevgili dostum, tanrı olsa da olmasa da hayat devam ediyor.

Tavsiyem şu; hiç Marjane Satrapi okumamış gibi başlayın bu kitaba çünkü insan ister istemez Persepolis ile karşılaştırıyor. Ben izleyeceğimi sanmıyorum ama bulmuşken paylaşayım; kitabın filmi de var. Fragmanı buradan izleyebilirsiniz:

Tanıtım Yazısı:

İran Devrimini kendi kişisel bakış açısıyla sunduğu Persepolis kitabıyla büyük üne kavuşan Marjane Satrapi’den yine kişisel ancak devrim öncesi İran’da geçen büyüleyici bir öykü. Azrail’i Beklerken, Satrapi’nin büyük amcası ve aynı zamanda ülke çapında büyük bir müzisyen olan Nasır Ali Bey’in, enstrümanı kırıldıktan sonra çalmaya değer yeni bir tanesini bulamadığı için bunalıma girerek yatağına uzanıp ölümü beklediği dokunaklı günleri konu alıyor. Satrapi’nin, flash-back ve flash-forward’larla zenginleştirdiği Nasır Ali Bey’in yaşamaktan vazgeçerek ölümü bekleme öyküsü, aynı zamanda çelişkiler içinde yaşayan bir adamın hayatını Mevlana’dan Ömer Hayyam’a renkli göndermelerle zenginleştirdiği bir çizgi roman.


You Might Also Like

No Comments

    Leave a Reply