Menu
Kitap Yorumu / Projeler

Melissa Broder ile yeme bozukluğu, inanç ve seks yolculuğu yapıyoruz

melissa broder kitap yorumu milk fed zimlicious kitap blogu

Pek çok ruhsal bozukluk gibi yeme bozuklukları da hakkında yeni yeni konuşulmaya başlanan konulardan. Hatta yeme bozukluklarının fiziksel değil, ruhsal bir sorun olabileceği bile yeni yeni kabul ediliyor! Çocukluğundan beri “şişmanlık” ile savaşan (daha doğrusu savaşmak zorunda bırakılan diyeyim) biri olarak benim de bende neyin ‘bozuk’ olduğunu anlamam çok uzun sürdü. “Çok yiyorsun, ondan,” dediler. “Yemeyeceksin, bu kadar basit,” dediler. Ama gecenin köründe beni “Simaaaaaaay, çok lezzetliyim, gel beni yeeeeeeeeeee” diyerek uykumdan uyandıran bir tencere pilavı nasıl susturabileceğimi kimse açıklamadı. Melissa Broder de Milk Fed isimli kitabında buna benzer konuları ele aldığı için radarıma girdi açıkçası.

2018 yılında sevdiğim seslerden Roxane Gay’in Hunger (Açlık) adlı kitabını okuyup çok etkilenmiştim. Ama bir yandan da biraz sinirimi bozmuştu çünkü Gay, büyük bir travma atlattıktan sonra bozulan ruh haliyle kendini yemeğe vermiş. Benim böyle bir travmam olmamasına rağmen “şişmanlık” yolculuğumuz birbirine o kadar benziyor ki… Bugün üç sene öncesine göre elli beş kilo hafiflemiş olmama rağmen “Simaaaaaaaayyyyyy” diye seslenen yemekler durmuş değil. “Neden böyle oluyor?!” diye düşünmeyi de bırakmış değilim yani. Peki Melissa Broder bana bir cevap sağladı mı? Hayır ama en azından farklı ve yine benimkine pek çok yönden benzeyen bir deneyime ışık tuttu.

Bu yazıya da göz atın: İçinde fiziksel ve ruhsal açlık olan bir kitap: Hunger – Roxane Gay

Peki Melissa Broder bunları yaşamış mı?

Kitapta, özellikle ana karakter Rachel’ın yemekle ilişkisiyle ilgili bölümlerde (ki anlatıcımız da Rachel’ın kendisi) “Aha, ben!” diyerek altını çizdiğim o kadar çok yer oldu ki tabii ki ilk düşündüklerimden biri “Acaba Melissa Broder bunları birebir yaşamış mı?” oldu. Mesela,

Rachel, said the pizza. We should be together.

Sayfa 64

Yani, “Rachel, dedi pizza. Biz birlikte olmalıyız.” Bakınız, bir tencere pilav ve ben! Ki aynı durumu pizzayla da yaşamadım dersem yalan olur. Melissa Broder bazı röportajlarında yemekle “bomb*k bir ilişkisi” olduğunu söylemiş. Ama Rachel’ın yaşadıklarının ne kadarını birebir yaşadı orasını anlayamadım çünkü nedense kendisiyle röportaj yapan gazeteciler daha çok kitabın Yahudilik odaklı olmasına ve Rachel’ın kadınlarla da ilişki yaşayan biri olmasına takılmış. Ben biseksüel olan Rachel’ın kadınlara daha fazla yönelmesinin de yazar tarafından yapılan bilinçli bir seçim olduğuna inanıyorum çünkü bütün bunlar, Yahudilik kısmı da dahil, yemekle olan ilişkisine, yemeğe ve kilosuna takıntılı olmasına bağlanıyor.

yazar melissa broder
Fotoğraf: Petra Collins, melissabroder.com’dan

Normalde sevmem ama buradan sonrasında hafif spoiler var; demedi demeyin

Yukarıda da belirttiğim gibi anlatıcımız Rachel’ın kendisi. Sürekli kendi kendine konuşuyor gibi düşünün. Yahudilik ve tipik Yahudi aileler ile ilgili göndermelerin çoğunu tabii ki anlamadım ama bilmemin yeterli olduğunu düşündüğüm şeyler katı kurallarla yaşayan ailelerin olduğu ve Rachel’ın annesinin de baskıcı ve kontrolcü bir kadın olduğu. Tüm bunlar da Rachel’ın yeme bozukluğunun üstesinden gelmesine yardımcı olmuyor tabii. Asıl değişiklik, her gün dondurulmuş yoğurt aldığı dükkandaki Miriam isimli, tombul kadınla tanışıp ona aşık olmasıyla gerçekleşmeye başlıyor. Miriam, Rachel’ın tersine öyle her şeyi takan bir tip değil; canının istediğini, istediği gibi yiyor ve hele ki kilolarını hiç takmıyor. İşte bu yüzden Melissa Broder Rachel’ın karşısına bir erkek yerine bir kadın koydu diye düşünüyorum: kendini karşılaştırabilsin, “bu kadın böyle yaşayabiliyorsa ben niye bu kadar kasıyorum?” diye düşünebilsin diye. Ki böyle düşünüyor da bir noktada zaten.

— SPOILER TEHLİKESİ BİTTİ —

Benim odak noktam tabii ki Rachel’ın yeme bozukluğuydu ancak Melissa Broder pek çok türden açlığı ele almış kitabında. Sevgiye, sekse, onaylanmaya olan açlık bunlardan bazıları… Rachel, bunlara olan açlığını da yemeğe olan açlığı kadar grafik bir şekilde anlatıyor. Belli bir yere kadar kitabı tek nefeste okudum diyebilirim ama bir yerden sonra yazar sanki konuyu nasıl toparlayacağını bilememiş gibi geldi ve sonu hop diye, “eeeh bu da böyle bitti işte” der gibi bitti. Favorilerim arasına girmedi ama yazarın diğer kitaplarına da fırsat bulunca göz atacağım kesin.

Eğer ruh sağlığı ile ilgili konular sizin de ilginizi çekiyorsa Dünya Ruh Sağlığı Günü’nde ruh sağlığı ile ilgili kitaplar başlıklı yazıma da göz atın derim.

Bu kitabı Bizim Büyük Challenge’ımız 2021‘de 16’ncı maddeye ekledim.

No Comments

    Leave a Reply

    This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.