0
nora ephron kitap zimlicious kitap blogu
Kitap Yorumu

Nora Ephron ve ihtiyar boyun sorunsalı

22 Eylül 2019

Boynumla bir derdim yok benim; hiçbir zaman üzerinde düşündüğüm, “ay, keşke öyle değil, böyle olsaydı” dediğim bir bölgem olmadı. Nora Ephron için ise durum böyle değil: uzun boyunlu kazaklar, atkılar, fularlarla boynunu sürekli saklamaya çalıştığı gibi, aynaları bile görmezden gelir olmuş kadıncağız. Neden? Çünkü her ne kadar bir yerlerinizi toplamaya çalışsanız da boynunuzun yaşınızı, yaşlılığınızı ele verdiğine inanıyor. You’ve Got Mail (Mesajınız Var) ve When Harry Met Sally (Harry Sally ile Tanışınca) gibi tüm filmlerini çok sevdiğim bir kadının böyle bir şeye takması tuhaf geldi bana. The Guardian’ın yeni yayınladığı, “21’inci Yüzyılın En İyi Kitapları” listesinde yer alan I Feel Bad About My Neck isimli kitabını okuduktan sonra ise neden taktığını anladım gibi sanki…

Okuduğum ilk Nora Ephron kitabı olan I Feel Bad About My Neck’i 2007 yılında, yeni, idealist bir gazetecilik mezunu olarak The New Yorker dergisinde görünce anneme doğum günü hediyesi olarak almışım. “Ben de okusam mı?” diye içini şöyle bir karıştırdığımı hatırlıyorum ama 23 yaşımdaydım o zaman ve içindeki konular bana çok uzak gelmişti: yaşlanmak, yaş almak, boynum kırışıyor diye endişelenmek, okuma gözlüklerine ihtiyaç duymak, evlenip çocuk yapmak gibi şeyler hiç ama hiç ilgimi çekmemişti. Şu anda da bunların çoğu ilgimi çekmiyor ama “kadın olmak” kısmı bir ilgimi çekti 35 yaşımda. 

nora ephron kitap new yorker reklam
Bahsettiğim New Yorker ilanını da kitabın arasında saklamışım…

Yaşlanmak kötü bir şey mi sevgili Nora Ephron?

Nora Ephron, yaşlanmak için “tü kaka” demiyor ama “yaşlanmak aslında iyi bir şey; bilgili olmak, hayatta neyin önemli olduğunu bilmek iyi bir şey” diyenleri de anlamıyor. Ben, bu konuda Nora’ya katılıyorum. Hiçbirimiz yaşlanmak istemiyoruz, bu doğru. Ama yine bu benim üzerinde pek düşündüğüm bir konu değildi; aynı ölüm gibi, istesek de, istemesek de başımıza gelecek bir şey olarak bakıyorum yaşlanmaya. Ama 23 yaşımdan bu yana değişen bir şey oldu: 30’uma bastığım an vücudum, “artık 20’lerinde değilsin Simay!” diye isyan etmeye başladı (ve hala daha da durmuş değil). Alerji nedir bilmezken bir anda alerjileri olan bir insan oldum, ne yediğime azıcık da olsa dikkat etmezsem şekerim bir anda fırlar, başım döner oldu; azıcık yamuk yatsam belim ağrır oldu, biraz fazla yürüsem dizlerim ağrır oldu; uykum ya hiç gelmez, ya da çok erken gelir oldu. Ve kendimi sürekli yorgun, üstümden tır geçmiş gibi hisseder oldum. Anlatabiliyor muyum?

İşte, Nora Ephron kitaptaki makalelerinde yaş almanın bu taraflarını ele alıyor. Yaşlanmaya başladığını hisseden kadınların ritüellerine, aslında bunların kendi kuruntumuz olduğuna ve saçımızdaki beyazların, örneğin, başka kimsenin umrunda olmadığına değiniyor. Ve inandığım bir şeyi de tekrar doğruladı bana: biz, tüm bunları aslında kendimizi iyi hissetmek, kendimizi sevmek için yapıyoruz. Bununla bir derdim yok benim; ben de yapıyorum. Benim derdim olan kısmı şu: saçımızı boyatmayı veya kaşımızı aldırmayı bir gün atlarsak dünyanın sonu gelmiyor–kendimize karşı bu konularda bu kadar sert olmamalı, hayatımızı gerektiğinden fazla zorlaştırmamalıyız bence. Ben mesela ağda seansları arasında tüylerim çıkmaya başladığında sevişmeye çekinirdim; sevişemezdim. Şimdi yeni yeni keşfediyorum ki o anları yok yere kaçırmışım; o minik kıllara takan sadece ben!

İşte bu yüzden, her ne kadar Nora Ephron kafama sokmuş olsa da kendime her ne olursa olsun boynuma takmama sözü verdim. Bu yazıda fotoğraf kullanacağım diye sizin için kaşlarımı da almadım; o işleri önümüzdeki hafta için planlıyordum, düzenimi ve moralimi bozmadım. Bence iyi de ettim. Şimdi gidip You’ve Got Mail izleyerek kendimce rahmetli Nora Ephron’ı anayım bari.

Her ne kadar o maddeyi halletmiş olsam da (ikinci madde) bu kitap da Kitaplık Kedisi Reading Challenge 2019‘a eklendi.

You Might Also Like...

No Comments

    Leave a Reply

    This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.