Genel

Proust hayatınızı nasıl değiştirebilir?


Kitaplık Kedisi ile Swannların Tarafı: Kayıp Zamanın İzinde‘yi okumayı kafaya koyduk. Bunu konuşmamızın üzerinden ne kadar geçtiğini bile hatırlamıyorum açıkçası. O da, ben de modern literatürde hala sözü geçen, herkesin inanılmaz etkilendiği açıkça ortada olan klasikleri kovalayan tipleriz. Ancak bu sefer o okudu, ben korkuma yenik düştüm– kitabın değil, cümlelerinin büyüklüğünden korktum açıkçası. Hala daha da korktuğumu itiraf etmem lazım. Ama, yine Kitaplık Kedisi sayesinde elime geçirip okuduğum How Proust Can Change Your Life isimli kitap sayesinde Swannların Tarafı: Kayıp Zamanın İzinde‘yi çok daha fazla merak ediyorum. İnanılmaz hasta düştüğüm veya olur da bacağımı falan kırdığım ilk zamanda okuyacağım kendisini. Ne alaka diyecek olursanız…
Alain de Botton’ın ustaca kaleme aldığı How Proust Can Change Your Life‘ta Proust’un hayatı, karakteri ve düşünceleri işleriyle paralel bir şekilde ele alınmış. Eserlerini henüz okumamış, yalnızca Fransız olduğunu ve uzun cümleler kurmayı sevdiğini bilen biri olarak benim için inanılmaz aydınlatıcı bir kitap oldu. Bacağımı kırma muhabbeti de kardeşinin ağzından bir alıntıdan aslında. Hatta ve hatta, Proust her şeyi o kadar uzun uzun anlatıyormuş ki İngiltere’de “Proust’u Özetleyin” yarışması düzenleniyormuş. Katılanların, en fazla 15 saniyede Swannların Tarafı’nı özetlemeleri isteniyormuş. Bunu en iyi becerebilen (ki yine daha fazla zamana ihtiyacı olan), Harry Baggot isimli bir yarışmacı olmuş. Kendisinin özeti şöyle:
Proust’un romanı kaybedilen zamanın, masumiyetin ve deneyimlerin geri kazanılamaz olduğunu, zamanın dışında kalan değerlerin ve geri kazanılan zamanın yenilenemeyeceğini anlatıyor. Sonuç olarak, kitap hem iyimser, hem de dini deneyim kapsamında işlenmiş bir kitap. İlk kitapta, Swann…
Gel de korkma şimdi, değil mi?
Proust, çoğunlukla dünyadan elini ayağını çeken, bütün gününü yatağında geçiren biri olarak portreleniyor. Ancak How Proust Can Change Your Life‘ta görüyoruz ki kendisi inanılmaz partiler veriyor ve şık restoranlarda bıraktığı yüksek bahşişlerle tanınıyormuş. Hali vakti yerinde olan, babasının hayal ettiği doğrultuda bir iş adamı olamayacağını da zamanında keşfeden bu adamın partiden partiye koşmamış olmasına da şaşırdım doğrusu– kendisi, okumayı, düşünmeyi ve yazmayı tercih etmiş.
Bununla birlikte, eşcinsel olduğunu öğrenince de hakkında söylenen, “insan içine çıkmaz istemezdi” tarzı şeyler de yerli yerine oturdu. Eşcinseller günümüzde bile kabul göremezken, o zamanlar neler çektiğini tahmin edemiyorum bile. Sırılsıklam aşık olup, aşık olduğunuz insanın eli elinizde dolanamadıktan sonra neye yarar!
Demem şudur ki, Proust okumaktan korkuyorsanız, değeceğine emin değilseniz; kısacası, benim gibi biraz ikna edilmeye ve çekincelerinizi yenmeye ihtiyacınız varsa bu kitap tam size göre.
]]>

You Might Also Like

No Comments

    Leave a Reply