0
Kitap Yorumu

Reklamdaki Hakikat – Hakikaten dediğin aslen nedir ki?

11 Aralık 2018

Garaj Yayınları’ndan ilk okuduğum kitap, Bir Psikopatın Günlüğü olmuştu. Hatta sinirlerimi bozmuş, “yoksa ben de psikopat mıyım?” diye kendimi bir sorgulatmıştı bana. Reklamdaki Hakikat ise bambaşka bir şekilde psikolojimle oynadı. Bunun nedeni, hayatta çok acayip bir dönemime denk gelmesi; işimi, gücümü, amacımı, kendimi; neyi, ne kadar sevdiğimi; kimin, neyin, neye değer olduğunu sorguladığım bir ana– ki an demek aslında; halen dalga dalga devam eden bir süreç bu…

Baştan şunu da söyleyeyim: ben reklam değil, iletişim sektöründe çalışıyorum 2010 yılından beri. Reklamdaki Hakikat başrol oyuncusu Finbar Dolan ise New York’ta bir reklam yazarı. Sürekli birbirine karıştırılmasına ve kesiştikleri yerler olmasına rağmen farklı işler yapan iki insanız, evet, ama ortamlarımız, karşımıza çıkan saçma sapan durumlar ve insanlar o kadar birbirine benziyordu ki vallahi çoğu zaman kitabı okurken sinirlerim boşaldı. Finbar’a sarılarak, “anlıyorum seni; yeminle anlıyorum” diye gülmeli ağlayasım geldi…

Reklamdaki Hakikat, hakikatteki hakikatle ne kadar alakalı olabilir?

New York ve İstanbul olarak baktığımızda birbirinden farklı dünyaların insanları olsak bile yukarıda da belirttiğim gibi Reklamdaki Hakikat başrol oyuncusu, sükseli reklam firmasının metin yazarı Finbar Dolan ile benzer ortamlardayız aslında. Benzer şekilde, şu anda bulunduğumuz yere gelmek için didinmişiz, geldiğimizde bir “oh!” çekmişiz ama yine de yine de olmamış. Olmadığını da öyle vakitlice anlamamışız (ben mesela, daha yeni yeni ayılıyorum), hayallerimizin peşinden koşmanın, dilediğimizi, gerçekten sevdiğimizi yapmanın derdine düşmüşüz ama bir yandan da çeşitli nedenlerden dolayı (ki en büyük ve etkili olanı para) bulunduğumuz yere mıhlanmışız…

Çok çalışmıyor değilim. İşten hoşlanıyorum, bir şeyler başarmayı seviyorum, sorun çözmeyi, bir şeyi tamamlamayı. Lakin, içimdeki monologla rekabet eden bir başka ses var son zamanlarda. Çok şeyi sorguluyor, gülüyor, işin ağırbaşlılığı ve saçmalığı karşısında komik suratlar yapıyor.

Finbar’dan daha şanslıyım diyebilirim çünkü o tüm bu anlattıklarımla uğraşırken, bir yandan da ailevi sorunlarla uğraşmak durumunda buluyor kendisini. Okuduğunuzda göreceksiniz; zaten pek de parlak değilmiş ailesiyle arası– çok şükür bende öyle bir dert yok! Açıkçası, aile dramı kısımları bildiğim, şimdiye kadar okuduğum ve/veya izlediğim hikâyelere benziyordu ve benim pek de ilgimi çeken kısımlar olmadılar. Finbar’ın daha insani bir karakter olmasına yaradılar, o ayrı, ancak haliyle benim asıl ilgimi çeken kısım işyerindeki insanlarla yaşadıkları ve özellikle müşterileriyle aralarında geçen diyaloglar oldu. Çünkü ben de çok yaşıyorum benzer şeyleri!

Sorgulamak iyi değil!

Yoldan çıkar ve her şeyin değerini, geçerliliğini sorgulamaya başlarsanız, mesainiz hiç bitmez.

İşte, bu yukarıdaki alıntı da benim hayatıma cuk oturdu! Özellikle son aylarda sürekli bunları sorguladığım için mesaim cidden de bitmiyor! Bu noktaya gelmek, bence insanın başına gelebilecek en kötü şeylerden biri çünkü “tamam ya, kapattım bilgisayarı” deseniz ve günün geri kalanı boyunca telefonunuza bakmasanız dahi beyniniz durmuyor, koşuyor da koşuyor. Sonra gelsin panik ataklar, migrenler, kalp ağrıları…

Reklamdaki Hakikat, beni hem güldürdü, hem düşündürdü. Gerçi gülmek, “haha; çok komik” tarzı gülmek değil, biraz sinir bozukluğuyla gülmekti ama olsun; hiç gülmemekten iyidir! Ve bana şunu öğretti: evet, yapmayı çok sevdiğim, çok iyi yaptığım şeyler var ve kimsenin bunlardan nefret etmeme neden olmasına izin vermemeliyim. Çünkü sonuçta hepimizin yerine biri gelir; bugün varız, yarın yokuz. O yüzden kendimizi paralayarak hastalanmanın bir anlamı yok. Keyif almaya bakalım!

Reklamdaki Hakikat – Tanıtım Yazısı

“(…) Bazen bazılarını benim yazdığım veya arkadaşlarımın yazdığı kelimeler, orada, televizyonda karşımıza çıkanlar. Arkalarında ne olduğunu bir bilseniz. Saatler, günler, haftalar, toplantılar, stres, deadline’lar, para, onaylar, casting, uçakla bir yerlere gitmeler, oteller, bağrışmalar, içmeler, tesadüfi seks, yazıldığında öyle geldiği veya önemli göründüğü için bir anlam taşıyacağı umudu. Ve sonra televizyonda görmek… Hızla geçerken. Bazen, ışığını hazırlamaya bir bütün gün uğraştığımız plan, ekranda sadece on sekiz kare görünür, yani bir saniyeden az. Saniye, yirmi dört karedir. Videoysa otuz karedir. Önemli olan… nedir?”

New York’ta reklam yazarlığı ile uğraşan Finbar Dolan’ın hayatı, sürekli reklam yazmasına rağmen bir bebek bezi reklamı ile birlikte karışmaya başlar. Bir de üzerini yıllar önce kapattığını sandığı aile bağları tekrar gün yüzüne çıkıverir. Henüz ne düşüneceğini bile bilemezken, bir de ona emanet edilen küllerin sorumluluğu eklenir.

John Kenney, ilk romanı olan Reklamdaki Hakikat’te eğlenceli, samimi, bazen alaycı ama genelde insanı sarsan anlatımıyla iş hayatının, aşkın, sevginin ve aile olmanın anlamıyla birlikte hayatın absürtlüklerinden bahsediyor. Kenney’nin bu ilk romanı, okuru, reklamların arka bahçesinde sarsıcı bir gezintiye çıkarıyor ve reklamların gerçek dünyasını ya da öteki yüzünü keşfe çağırıyor.

No Comments

    Leave a Reply

    This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.