0
rüzgara karşı kitap
Kitap Yorumu Projeler

Rüzgara Karşı: acı, beyninizi ve bedeninizi zorlayarak diner mi?

22 Haziran 2019

Bisiklet denince benim aklıma ilk gelen çocukluğumdaki yaz tatilleri… Annemin küçük teyzesinin Yalova’daki yazlığında, sitenin içinde sürekli bisiklet üstündeydik arkadaşlarımla. Bazen yarış da yapardık ama genellikle toplu halde bisiklet sürerken bir yandan sohbet eder, parkta park edip dondurma yer, sonra yine aynı şekilde devam ederdik hava aydınlık, karanlık demeden. Frene basmadan, buluşma yerine yavaşlayarak gelip, bir bacağımızı diğerinin yanına atarak, bisikletten süzülür gibi inmek en “cool” hareketti mesela… Rüzgara Karşı kitabı bu günleri hatırlayıp, şapşal şapşal sırıtmama neden olsa da sizi yanıltmayayım; benim anılarımla alakası bile yok onun başına gelenlerin!

Guinness Rekoru kıran Juliana’nın Rüzgara Karşı macerasını kitaptan bir alıntıyla özetlemem gerekirse şunu seçerim:

“Acı dayanılmaz noktaya ulaştığında, taşıyamayacak kadar yorgun hissettiğimde, azmim ve gururum beni ilerlemeye itiyor. Her şeyi tamamen bırakmak daha zor olurdu çünkü bunu yapsaydım kendimle yaşamaya asla devam edemezdim.”

Rüzgara Karşı – Juliana Buhring

Bu hislerini çok iyi anlıyorum ama sanırım ben onun baş koyduğu macerayı aklımdan bile geçiremezdim!

rüzgara karşı yazar juliana buhring
Juliana Buhring ve bisikleti Pegasus

Rüzgara Karşı bisiklet yolculuğu

Juliana Buhring, Rüzgara Karşı kitabında 4 kıtada, 19 ülkede, 18,063 mil boyunca pedallayışının hikayesini anlatıyor. Her şey Juliana’nın Hendri isimli, çok yakın arkadaşının (ki adama aşık bence açık açık söylemese de) ölüm haberini almasıyla başlıyor. Bir muhabbet sırasında biri “Aile kurup çocuk yapmak yerine Kanada’yı birlikte bisikletle geçebiliriz” gibi bir şey söyleyince internette ilginç bisiklet yolculuklarını araştırıyor ve bisikletle dünyayı dolaşmaya, hatta ve hatta Guinness Rekoru’nu kırmaya karar veriyor. Araştırmalarıma göre Juliana bugün halen dünyanın çevresini bisikletle en kısa sürede dolaşan tek kadın.

Juliana’nın “Tanrı’nın Çocukları” (Children of God) tarikatına doğup, onun içinde büyümüş olması da çok ilginç geldi bana. Yazar da biraz anlatmış bunun nasıl bir tarikat olduğunu ama benim şimdiye kadar tarikat hakkında duyduğum o korkunç hikâyelere girmemiş. İnternette ufak bir arama yaptığınızda göreceksiniz ki tarikatı kuran David Berg, üyeleri üzerinde şu öğretiyi zorluyor: “Tanrı sevgidir ve sevgi sekstir; bu nedenle yaş ve ilişki fark etmeksizin hiçbir sınırın olmaması gerekir.” Benim  şimdiye kadar duyduğum hikâyeler de bir şekilde bu tarikattan kurtulmuş kişilerin (ki çoğunlukla kadınlar) anlattıklarıydı ve çoğu, babaları da dâhil olmak üzere, daha küçücük çocuklarken birden fazla kişinin kendilerine nasıl tecavüz ettiğiyle ilgiliydi… Dediğim gibi, Juliana bu konulara girmeyip, tarikatın kuralcılığından, “her duruma uygun tek çözüm” anlayışından yakınıyor ama o da ebeveynlerinin doğru anlayışını sorgulayanlar arasında ve bir şekilde kurtulmuş onların arasından.

Bence öyle bir tarikatta büyümesinin en iyi yanı farklı ülkelerde kardeşleri ve kankalarının olması. Bisikletle dünya turu yaparken de çok kısıtlı bir bütçesi var ve genellikle onların evlerinde kalıyor, onlar kendisine su, yemek ve bisiklet tamiratı desteği sağlıyor. Bunun dışında da şanslı Juliana gerçi; Hindistan dışında genellikle yabancılar da yardım ediyor ve destek oluyor kendisine…

juliana buhring rüzgara karşı
Juliana Buhring

Yalnızlığa gömülüp, hayatı sorgulamak

İçinde büyüdüğü tarikatın anlayışının ve yöntemlerinin de etkisiyle (ki bunu kendi söylediklerinden çıkardım; ben uydurmadım) biraz yabani bir insan Juliana. O yüzden tek başına yapabileceği, bir yandan kendini ve duygularını dinleyebileceği bir aktivite seçmesine şaşırmadım açıkçası. Bisiklet sürerken bir yandan sesli kitap dinlemesine ve kendi içinde bulunduğu, o ana denk gelen pasajlara yer vermesine de bayıldım.

Son yıllarda birinin kayışı koparıp da bu tarz maceralara atıldığı hikâyelerin yabancısı değiliz. Bunun öncüsü de benim gözümde Ye Dua Et Sev’dir. Gerçi bunu okuduğumda sinirlenmiştim çünkü hiç samimi gelmemişti bana; Elizabeth Gilbert, “kendimi ararken bir yandan da para kazanayım” diyerek yola düşmüş gibi hissetmiştim. Tabii ki para kazanmak hepimizin uğrunda uğraştığı bir şey, ve tabii ki hiçbirimizin “kendimizi bulmak” için birkaç ay (hatta bir gün bile) para kazanmama lüksü yok… Ancak tabiri caiz ise “totosu sağlamda” olunca cesareti de, depresyonu da samimi gelmiyor. Cheryl Strayed’in Yaban isimli kitabı çok daha samimi gelmişti. Herkesin derdi kendine tabii; biri daha büyüktür, öbürü daha küçüktür kararını vermek bize düşmez ama ister istemez de yapıyoruz bunu. Ben de Ye Dua Et Sev’i okurken çoğu kez “derdini s***yim” derken, Yaban’ı okurken “yürü be kadın!” dedim. Rüzgara Karşı ise, belki de Juliana’nın geçmişi ve bununla birlikte şekillenen hayata bakışından dolayıdır, bana en samimi gelen hikâye oldu.

Bu sonuca nereden vardığıma dair örnek bir alıntıyla sonlandırayım yazımı:

“Dünyada korkacak bir şeyler daima var fakat bilinmeyenden korkmak bana boşuna enerji kaybı gibi geliyor. İnsan her türlü potansiyel riski, olasılığı ve sonucu hesaplayabilir, ne var ki bir kamyon gelip size çarpacaksa eğer, ne kadar hesap yaparsanız yapın işe yaramaz. Elbette ki bunun alternatifi evde, tanıdık bir ortamın güveni ve tahmin edilebilirliği içinde oturmak, dışarıdaki sayısız tehlikenin korkusuyla asla büyük riskler almamak olabilir. Ama o zaman hiçbirimiz hiçbir şey yapamazdık. Bu durumda yaşıyor olmanın ne anlamı olurdu ki?”

Rüzgara Karşı – Juliana Buhring

Bu kitapla Kitaplık Kedisi 2019 Reading Challenge‘ın 2’nci maddesini tamamlamış bulunuyorum.

No Comments

    Leave a Reply

    This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.