0
juliana buhring istanbul zimlicious kitap blogu
Kitap Yorumu Projeler Söyleşiler

Juliana Buhring ‘Rüzgara Karşı’ ile sorgulatıyor: acı, beyninizi ve bedeninizi zorlayarak diner mi?

12 Ocak 2020

Bisiklet denince benim aklıma ilk gelen çocukluğumdaki yaz tatilleri… Annemin küçük teyzesinin Yalova’daki yazlığında, sitenin içinde sürekli bisiklet üstündeydik arkadaşlarımla. Bazen yarış da yapardık ama genellikle toplu halde bisiklet sürerken bir yandan sohbet eder, parkta park edip dondurma yer, sonra yine aynı şekilde devam ederdik hava aydınlık, karanlık demeden. Frene basmadan, buluşma yerine yavaşlayarak gelip, bir bacağımızı diğerinin yanına atarak, bisikletten süzülür gibi inmek en “cool” hareketti mesela… Juliana Buhring tarafından kaleme alınan Rüzgara Karşı kitabı bu günleri hatırlayıp, şapşal şapşal sırıtmama neden olsa da sizi yanıltmayayım; benim anılarımla alakası bile yok onun başına gelenlerin!

Bu yorumu Garaj Yayınları sayesinde Juliana Buhring ile ilk tanışmamın peşine, Haziran 2019’da yazmıştım. Sonra bir baktım Juliana Buhring İstanbul’a geliyor! 11 Ocak Cumartesi günü Kırmızı Kedi Kitabevi Beşiktaş Çırağan şubesinde imza günü, 12 Ocak Pazar günü de Üsküdar Bisiklet Peloton Spor Kulübü ev sahipliğinde, Üsküdar Bağlarbaşı Kongre ve Kültür Merkezi’nde söyleşisi vardı. Juliana Buhring gerçekten cesur, mütevazı, inanılmaz tatlı bir kadın. Kitabında okuduklarımı kendi ağzından dinlemek inanılmaz keyifliydi. Aynı anlattığı gibi yazmış bu arada; o yüzden aşağıdaki kitap yorumumun ardından Rüzgara Karşı’yı okuyun derim.

juliana buhring istanbul söyleşi
Juliana Buhring Üsküdar, İstanbul’da maceralarını anlatıyor…

Kitap sonrasındaki gelişmelerden ise paylaşabileceklerim şöyle: bisikletle dünya turu yaparak, Guinness rekorunu kırdıktan sonra bisiklet yarışmalarına da katılmış Juliana Buhring. Bu yarışlarda da kitabında anlattıklarına benzer kazalar, talihsizlikler gelmiş başına ama bu kadın gerçekten bedeni dur demediği sürece durmuyor, onu da belirtmeden geçmeyeyim. Bir şeyi tamamladıktan sonra yepyeni bir şeyin arayışına giriyor ve kendisine, “bunu başardığıma göre başka neyi başarabilirim?” diye soruyor kendisine. Ve bence bu hayata karşı hepimizin ihtiyacı olan bir yaklaşım. Diğer yandan, söyleşisi sırasında başlıkta sorduğum soruya da yanıt almış oldum: evet, duygusal acıları bedeninizi zorlayarak atlatabilirsiniz çünkü Juliana Buhring örneğinde olduğu gibi kendinize koyduğunuz hedefleri başardığınızda, farklı bir şeye odaklanarak kafanızı dağıttığınızda, e bir de bu macera boyunca birbirinden farklı ama bir o kadar da benzer, şahane insanlarla tanıştığınızda hayatı neden sevdiğinizi hatırlıyorsunuz.

Sırf bunu görmek ve/veya kendinize hatırlatmak için bile Rüzgara Karşı’yı okuyun derim. Guinness Rekoru kıran Juliana’nın Rüzgara Karşı macerasını kitaptan bir alıntıyla özetlemem gerekirse şunu seçerim:

“Acı dayanılmaz noktaya ulaştığında, taşıyamayacak kadar yorgun hissettiğimde, azmim ve gururum beni ilerlemeye itiyor. Her şeyi tamamen bırakmak daha zor olurdu çünkü bunu yapsaydım kendimle yaşamaya asla devam edemezdim.”

Juliana Buhring, ‘Rüzgara Karşı’

Bu hislerini çok iyi anlıyorum ama sanırım ben onun baş koyduğu macerayı aklımdan bile geçiremezdim!

juliana buhring istanbul imza günü garaj yayınları
Juliana Buhring Beşiktaş İstanbul’da okurlarıyla buluştu.

Juliana Buhring ile “Rüzgara Karşı” bisiklet yolculuğu

Juliana Buhring, Rüzgara Karşı kitabında 4 kıtada, 19 ülkede, 18,063 mil boyunca pedallayışının hikayesini anlatıyor. Her şey Juliana’nın Hendri isimli, çok yakın arkadaşının (ki adama aşık bence açık açık söylemese de) ölüm haberini almasıyla başlıyor. Bir muhabbet sırasında biri “Aile kurup çocuk yapmak yerine Kanada’yı birlikte bisikletle geçebiliriz” gibi bir şey söyleyince internette ilginç bisiklet yolculuklarını araştırıyor ve bisikletle dünyayı dolaşmaya, hatta ve hatta Guinness Rekoru’nu kırmaya karar veriyor. Araştırmalarıma göre Juliana Buhring bugün halen dünyanın çevresini bisikletle en kısa sürede dolaşan tek kadın.

juliana buhring rüzgara karşı kitap garaj yayınları

Juliana’nın “Tanrı’nın Çocukları” (Children of God) tarikatına doğup, onun içinde büyümüş olması da çok ilginç geldi bana. Yazar da biraz anlatmış bunun nasıl bir tarikat olduğunu ama benim şimdiye kadar tarikat hakkında duyduğum o korkunç hikâyelere girmemiş. İnternette ufak bir arama yaptığınızda göreceksiniz ki tarikatı kuran David Berg, üyeleri üzerinde şu öğretiyi zorluyor: “Tanrı sevgidir ve sevgi sekstir; bu nedenle yaş ve ilişki fark etmeksizin hiçbir sınırın olmaması gerekir.” Benim  şimdiye kadar duyduğum hikâyeler de bir şekilde bu tarikattan kurtulmuş kişilerin (ki çoğunlukla kadınlar) anlattıklarıydı ve çoğu, babaları da dâhil olmak üzere, daha küçücük çocuklarken birden fazla kişinin kendilerine nasıl tecavüz ettiğiyle ilgiliydi… Dediğim gibi, Juliana bu konulara girmeyip, tarikatın kuralcılığından, “her duruma uygun tek çözüm” anlayışından yakınıyor ama o da ebeveynlerinin doğru anlayışını sorgulayanlar arasında ve bir şekilde kurtulmuş onların arasından. Bunun nasıl yaptığına dair bir kitabı da var bu arada ve o da yine Garaj Yayınları’ndan çıkacak; bunun haberini de buradan vermiş olayım.

Bence öyle bir tarikatta büyümesinin en iyi yanı farklı ülkelerde kardeşleri ve kankalarının olması. Bisikletle dünya turu yaparken de çok kısıtlı bir bütçesi var ve genellikle onların evlerinde kalıyor, onlar kendisine su, yemek ve bisiklet tamiratı desteği sağlıyor. Bunun dışında da şanslı Juliana gerçi; Hindistan dışında genellikle yabancılar da yardım ediyor ve destek oluyor kendisine…

Yalnızlığa gömülüp, hayatı sorgulamak

İçinde büyüdüğü tarikatın anlayışının ve yöntemlerinin de etkisiyle (ki bunu kendi söylediklerinden çıkardım; ben uydurmadım) biraz yabani bir insan Juliana. O yüzden tek başına yapabileceği, bir yandan kendini ve duygularını dinleyebileceği bir aktivite seçmesine şaşırmadım açıkçası. Bisiklet sürerken bir yandan sesli kitap dinlemesine ve kendi içinde bulunduğu, o ana denk gelen pasajlara yer vermesine de bayıldım.

rüzgara karşı yazar juliana buhring

Son yıllarda birinin kayışı koparıp da bu tarz maceralara atıldığı hikâyelerin yabancısı değiliz. Bunun öncüsü de benim gözümde Ye Dua Et Sev’dir. Gerçi bunu okuduğumda sinirlenmiştim çünkü hiç samimi gelmemişti bana; Elizabeth Gilbert, “kendimi ararken bir yandan da para kazanayım” diyerek yola düşmüş gibi hissetmiştim. Tabii ki para kazanmak hepimizin uğrunda uğraştığı bir şey, ve tabii ki hiçbirimizin “kendimizi bulmak” için birkaç ay (hatta bir gün bile) para kazanmama lüksü yok… Ancak tabiri caiz ise “totosu sağlamda” olunca cesareti de, depresyonu da samimi gelmiyor. Cheryl Strayed’in Yaban isimli kitabı çok daha samimi gelmişti. Herkesin derdi kendine tabii; biri daha büyüktür, öbürü daha küçüktür kararını vermek bize düşmez ama ister istemez de yapıyoruz bunu. Ben de Ye Dua Et Sev’i okurken çoğu kez “derdini s***yim” derken, Yaban’ı okurken “yürü be kadın!” dedim. Rüzgara Karşı ise, belki de Juliana’nın geçmişi ve bununla birlikte şekillenen hayata bakışından dolayıdır, bana en samimi gelen hikâye oldu.

Bu sonuca nereden vardığıma dair örnek bir alıntıyla sonlandırayım yazımı:

“Dünyada korkacak bir şeyler daima var fakat bilinmeyenden korkmak bana boşuna enerji kaybı gibi geliyor. İnsan her türlü potansiyel riski, olasılığı ve sonucu hesaplayabilir, ne var ki bir kamyon gelip size çarpacaksa eğer, ne kadar hesap yaparsanız yapın işe yaramaz. Elbette ki bunun alternatifi evde, tanıdık bir ortamın güveni ve tahmin edilebilirliği içinde oturmak, dışarıdaki sayısız tehlikenin korkusuyla asla büyük riskler almamak olabilir. Ama o zaman hiçbirimiz hiçbir şey yapamazdık. Bu durumda yaşıyor olmanın ne anlamı olurdu ki?”

Juliana Buhring, ‘Rüzgara Karşı’

Bu kitapla Kitaplık Kedisi 2019 Reading Challenge‘ın 2’nci maddesini tamamlamış bulunuyorum.

You Might Also Like...

No Comments

    Leave a Reply

    This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.