Kitap Yorumu

Sarıyaz, beni çocukluğuma döndürdü; canım da karpuz çekti!

sarıyaz mahir ünsal eriş alıntı zimlicious

Karpuz, konu meyve olduğunda zayıf noktalarımdan biri benim; çileğin hemen peşinden geliyor. Ama yine de, kapağına rağmen Sarıyaz benim radarıma hayatta girmezdi çünkü Türk yazarlara karşı ön yargılarımı kırabilen pek olmadı henüz. İsterseniz siz de beni yargılayın bunun için ama şu anda bu konuları geçiyorum; onları ayrı konuşuruz dilerseniz, çünkü Mahir Ünsal Eriş, kalemini sevdiklerim arasına girdi bile. İyi ki sevgili iş arkadaşım Meral kitap kulübümüz için hem Sarıyaz, hem de Kara Yarısı’nı seçmiş (ki Kara Yarısını da aldım; o da okuma listemde).

Sarıyaz bana öyküleri sevdiğimi, hatta çok sevdiğimi hatırlattı yine. İçindeki öyküler ise yer yer, hem de iyisiyle ve kötüsüyle çocukluğuma döndürdü beni… Mesela, o zamanlar hemen herkesin evinde muhabbet kuşu olması ve onları konuşturmak için çırpınışları… Bize korkunç anlar yaşatan, sevdiklerimizi elimizden alan 1999 depremi… Büyükler acı çekerken, çocukların kayıtsız bir şekilde sokaklarda oyun oynamaya ve kahkaha atmaya devam edebilmesi… Benim artık o çocukların arasında olmayışım… “Oğlum, ben bu evde öleceğim!” diye direten dede gibi ihtiyar amca ve teyzelerin havanın kokusundan, renginden; rüzgarın esişinden olacak iyi veya kötü şeyleri tahmin edebilmesi… Farklı farklı karakterlerin öyküleri de sonunda öyle güzel birleşmiş ki son cümle olan “Hikaye bitti” cümlesini okurken üzülemedim bile; kitabı kucaklayıp aptal aptal sırıttım sadece kendi kendime.

Deprem getiren sarıyaz

Aynı olayın farklı karakterlerin gözünden anlatılmasını, tek bir şeyin farklı insanları nasıl etkilediğini görmeyi de çok seviyormuşum; onu da hatırladım Sarıyaz sayesinde. Bu yönüyle de bana sevdiğim diğer filmleri, kitapları hatırlattı; mesela Amores Perros; mesela Döşeğimde Ölürken; mesela Uğultulu Tepeler; mesela Cesur Yeni Dünya… Anladınız siz. Söz konusu, kitabın karakterlerini birleştiren olay ne kadar büyük veya küçük olsa da o olay gerçekleşene kadar herkesin ne kadar “insan” olduğunu tekrar bir hatırlıyor insan. Şu açıdan yani: “normal” rutinin dışında bir olay gerçekleşene kadar hepimiz kendi derdimize düşmüş, kendi hedeflerimizin peşinden koşar veya kendi hayatımızı sorgular durumdayız. Hele ki deprem gibi bir olaya da nerede, ne zaman yakalanma şansımız vardır bilemeyiz; ki bunu, aynı Sarıyaz kitabındaki karakterler gibi, düşünemeyiz bile. Bu gibi olaylar belki de insanoğlu bir silkelensin, bir kendine gelsin, bir dönüp ne yaptığını sorgulasın diye geliyor başımıza; kim bilir?

Ama başta da dediğim gibi, 1999 depremini birebir yaşamış biri olarak durum cidden böyleyse de, olmasın n’olur. Biz kendi kendimize silkelenelim, kendi kendimize sorgulayalım, değiştirebildiğimiz şeyleri değiştirmek için kendi kendimizi itelim. Ve de en önemlisi sevdiklerimize onları sevdiğimizi, onlara değer verdiğimizi söyleyelim. Sarıyaz’dan bana geriye kalan bu his oldu işte…

Sarıyaz Tanıtım Yazısı:

Şimdilerde o günleri ananlar hep “Sarıyaz” diyorlar adına. Haziranın gevreyen toprak üstünde buram buram tüttüğü son demlerinde, topu topu on iki günlük bir zamandı oysa. Ama bütün bir mevsim, yıllar boyu hatırlanacak kadar yüklü geçmişti. Tarihe “Sarıyaz” diye düşüldü o günler.

Her şey havanın lodosa dönmesiyle başladı. Rüzgâr, Afrika’dan aldığı sapsarı çöl kumunu yanına katıp körfeze doldu, ortalık sarıya kesti. Her şey ama her şey öyle bir sarardı ki, sanki dünya sarı bir camın arkasına saklandı gibi oldu.

Yöre halkını tedirgin eden bu tuhaf doğa olayının ardından bir de deprem gelir. Lakin bu “aşağıdan aşağıdan vuran” deprem halka halka büyüyecek, Sarıyaz’ın büyüklü küçüklü karakterlerinin hayatlarında meydana gelen şiddetli sarsıntılarda yankı bulacaktır.

Mahir Ünsal Eriş altı yıl aradan sonra yeniden okurların karşısına çıkıyor. Aynı olayın etrafında dönen ve birbirine bağlanan sekiz öyküden oluşan Sarıyaz’da, yine küçük bir kıyı şehrindeki sözümona sıradan insanların dünyalarına ışık tutuyor. Onların aşklarına, hüsranlarına, isyanlarına, hezeyanlarına, kalp yaralarına ve her şeye rağmen hayata tutunma çabalarına tercüman oluyor… Her zamanki sakınmasız, dürüst ama merhamet dolu, hayat dolu tavrıyla. Her zamanki gibi sokağı dillendirerek…

You Might Also Like

No Comments

    Leave a Reply