0
şiir bone yrsa daley ward
Kitap Yorumu

Şiir sevenler toplaşsın: Yrsa Daley-Ward ruhumuzu okumuş, sonra da yazmış!

4 Mayıs 2019

Şiir ile ilişkim hep gelgitliydi benim; ta ortaokul-liseden beri. Bazı şairlerin, bazı şiirlerini okuyup tutuluyordum — mesela E.E. Cummings – i carry your heart. Bazı şiirler de içimi kıyıyordu, şair “edebi” olmak için fazla kasmış gibi geliyordu ve şiirden soğuyordum bir anda. Bu yıl tekrar Sylvia Plath Şiirleri’ni okudum, sonra Lang Leav’la tanıştım ve şimdi de Yrsa Daley-Ward’un “bone” isimli şiir kitabını okudum ve çok sevdim. Yani, normal ortalamamın üzerinde şiir okumuş oldum. Ve ne fark ettim, biliyor musunuz? Şiir formatını da romanları sevdiğim gibi seviyorum: doğal olsun, dürüst olsun, dili basit ama etkileyici olsun ve tabii ki içinde biraz da büyü olsun! Bunların hepsi de bone’da vardı.

Buna ek olarak, “coming of age” denilen, çocukluktan/ergenlikten olgunluğa geçişle ilgili kitapları hep sevdim, hala da seviyorum. Yrsa Daley-Ward da “bone”da bunu şiir formatına taşımış. Biraz Sylvia Plath’imsi ama ondan daha gerçekçi, şiir formatında bir anı kitabı düşünün ve alın size “bone.”

Şiir dediğin sadece çiçek-böcek veya aşk acılı olmasın

“Bone,” İngilizce’de “kemik” anlamına geliyor. Açıp da şiir üstüne şiir okurken kitabın isminin çok manalı bir şekilde seçilmiş olduğuna inanıyor insan: hem kısa ve öz bir kelime, hem de vücudumuzun, yani varlığımızın temel yapı taşlarından. Küçüklüğümüzden beri annelerimiz kemiklerimiz gelişsin diye çırpınmadılar mı bize zorla süt içirmeye çalışırken? Biri “soğuk kemiklerime işledi” dediğinde hepimizin içi tir tir titremiyor mu? Veya “bıçak kemiğe dayandı” dendiğinde o acıyı net bir şekilde hissetmiyor muyuz? İşte tüm bu hisler “bone”da var.

şiir bone yrsa daley ward
Fotoğraf: theatlantic.com

Yrsa Daley-Ward, aslında “aforizmalar” da denilebilecek bir şiir koleksiyonu oluşturmuş. Hiçbir şeyi uzun uzun, ağdalı ağdalı anlatmamış; tam tersine kısa ve öz, keskin bir dil tercih etmiş. Bunun da çok etkisi var şiirlerini sevmemde; onu da söyleyeyim tekrardan. Ebeveynleri Jamaikalı ve Nijeryalı olan, İngiltere’de büyüyen Yrsa Daley-Ward’un hayatının çok kolay olmadığını özellikle Zadie Smith okumuş olanlarınız hemen tahmin edebilir. “Farklı” görülmesinin getirdiği zorluklarla boğmuyor ama insanı; şiir içine serpiştirilmiş temalar arasında ruh hastalığı, cinsel istismar, fakirlik, depresyon, aile hayatının zorlukları da var. Ama öyle hemen “bunalım” kelimesi gelmesin aklınıza; Daley-Ward’un asıl başarısı bence bunca karanlık konunun içine umut, sevgi ve aşk serpiştirmesinde yatıyor.

Şiir koleksiyonunun genelinde hem fiziksel, hem de ruhsal olarak “dar, küçük yerlere sıkışıp kalma” hissi var. Klastrofobim olmamasına rağmen o hissi o kadar iyi biliyorum ve öyle hissettiğim anlarda nefes almakta o kadar zorlanıyorum ki Daley-Ward resmen içimi okuyormuş gibi hissettim. Kitap okumanın (ve tabii ki şiir okumanın da) en sevdiğim yanlarından biri bu: hem size tuhaf gelen hislerinizde yalnız olmadığınızı, başkalarının da aynı hislere kapılabildiğini görüyor, hem de sizin hissettiklerinizi sizi tanımasalar bile sizden daha iyi dile getiren insanlar keşfediyorsunuz.

Bana bunu güçlü bir şekilde hissettiren şiirlerinden birini paylaşayım istedim. Alta çevirisini de koyuyorum ama kendim çevirdim; olur da yarın öbür gün yayınlanır da çeviriler tutmazsa kimse gelip bana cırlamasın.

when it is but it ain’t

some of us love badly. Sometimes the love is the type of love that implodes. Folds in on itself. Eats insides. Turns wine to poison. Behaves poorly in restaurants. Drinks. Kisses other people. Comes back to your bed at four a.m. smelling like everything outside. Asks about your ex. Is jealous of your ex. Thinks everyone a rival. Some of us love others badly, love ourselves worse. Some of us love horrid, love beastly, love sick, love anti light: sometimes the love can’t go home at night, can’t sleep with itself, cannot contain itself, catches fire, destroys the belly, strips buildings, goes missing. Punches. Smashes heirlooms. Tells lies. The best lies. Fucks around. Writes poems, impresses people. Chases lovers into corners. Leaves them longing. Seasick. Says yes. Means anything but.

Tricks the body. Kills the body.

Dances wild

and walks away, smiling.

Öyleyken ama değilken

Bazılarımız kötü bir şekilde sever. Bazen o sevgi, içeriye doğru patlayan bir sevgidir. İçe doğru kıvrılan. İçinizi yiyen. Şarabı zehre çeviren. Restoranlarda saçma sapan davranan. İçen. Başka insanları öpen. Yatağınıza sabahın dördünde, sokak kokarak dönen. Eski sevgiliniz hakkında soru soran. Onu kıskanan. Herkesi rakip olarak gören. Bazılarımız, diğerlerini çok kötü bir şekilde sever; kendimizi ise daha da kötü. Bazılarımız korkunç bir şekilde sever, çirkince, hastaca, ışığı sevmeyerek: bazen sevgi gece eve gidemez, kendi kendini uyutmaz, kendini tutmaz, alev alır, karnınızı tahrip eder, binaları soyar, kaybolur. Yumruk atar. Aile yadigarlarını kırıp döker. Yalan söyler. En iyi yalanları. Aptalca davranır. Şiir yazar; insanları etkiler. Sevdiğini köşeye sıkıştırır. Onları hasret içinde bırakır. Deniz tutmuşa dönerler. Evet der. Ama demek istediği bu değildir. Bedeni kandırır. Bedeni öldürür. Çılgınca dans eder ve gülümseyerek uzaklaşır.

Bu şiir koleksiyonu herkese göre değil, onu da söylemiş olayım. Ama burada anlattığım hislere “varım” diyorsanız bir deneyin derim. Bir sonraki Şiir Günü’nde siz de bir haiku patlatırsınız belki benim gibi!

No Comments

    Leave a Reply

    This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.