Menu
Kitap Yorumu / Projeler

Sofía Segovia büyülü gerçekçilik açlığıma çok iyi geldi

Her ne kadar “senin gibi birinin en sevdiği yazarın bu kadar popüler bir yazar olduğuna inanamıyorum” diye gıcık yorumlara maruz kalsam da şu bir gerçek: ilk tanıştığımız günden beri Gabriel Garcia Marquez’i çok seviyorum. Tek bir seçim yapmamın beklendiği zamanlarda da direkt onun adını veriyorum favorim olarak. Sayesinde “büyülü gerçekçilik” türünü de keşfettim, ona da âşık oldum ve farklı örneklerini ararken de şunu fark ettim: herkes beceremiyor bu türün büyüsünü ayarlamayı. Bir arkadaşımın önerisiyle okuduğum Meksikalı yazar Sofía Segovia ayarlayamayanlardan biri değil; The Murmur of Bees (Arıların Mırıltısı) beni öyle bir çekti ki içine gün içinde zaman bulup okuyamadığım zamanlar sabah ezanına kadar elimden bırakamadım.

Kitabın ayrıntılarına geçmeden önce Büyülü Gerçekçiliğin Wikipedia tanımını tekrar hatırlatayım:

Büyülü gerçekçilik, normal ya da gerçekçi kabul edilen sanat akımlarında olmaması gereken sihirli ve mantık dışı öğeleri içeren sanat akımı.

Sofía Segovia da oluşturduğu ana karakterlerden birine öyle bir büyü katmış ki: doğduğu günden itibaren yanında arılarıyla gezen, onlardan uzaklaştığı anda kendisi olamayan Simonopio ve içinde büyüdüğü aile sizi hem büyüleyecek hem göz yaşlarına boğacak hem de yer yer kahkahalarla güldürecek.

Sofía Segovia ailesinden ilham almış

Her ne kadar merkezinde belli karakterler olsa da aslında kalabalık bir ailenin, farklı jenerasyondan bireylerinin ve yaşadıkları yerin, başlarından geçenlerin (İspanyol Gribi de dâhil) onları nasıl etkilediğinin, şekillendirdiğinin hikâyesi The Murmur of Bees. İspanyolcam henüz birkaç kelimeyle sınırlı olduğundan İngilizce çevirisini okudum tabii ve sonrasında, yazarın röportajlarında söyledikleri de düşündüklerimi doğruladı: Sofía Segovia da çevirmen Simon Bruni’nin çok iyi bir iş çıkardığını, kitabı severek, hissederek çevirdiğini söylüyor.

Hikâye, büyülü bir açılış yapıyor: Morales ailesinin en büyüğü Nana Reja, bir bebeğin ağladığını duyduğunu söyleyerek gerçekten de sesi takip ederek, bir köprünün altında ağzının biçimi bozulmuş, arılarla kaplı bir bebek buluyor. Her ne kadar köyün geri kalanı bu bebeğin “şeytanın ta kendisi” olduğunu düşünse de Morales ailesi onu aralarına alıyor, kendi çocukları gibi büyütüyor. Arılı çocuk Simonopio konuşmayı beceremese de ve biraz “tuhaf” görülse de arılarıyla birlikte kendini ve bir parçası haline geldiği aileyi koruyor, kolluyor. Meksika Devrimi ve İspanyol Gribi de dâhil gerçek olaylara da dayanan The Murmur of Bees gerçekten kalbinize dokunacak ve uzun süre sizinle kalacak bir hikâye.

yazar Sofía Segovia
Yazar Sofía Segovia. Fotoğraf kaynak: larevistamujer.com

Böyle olmasında gerçeklik ve büyünün başarılı bir şekilde harmanlanmasının önemli rol oynadığını düşünüyorum. Sofía Segovia dedesinin anlattığı hikâyelerle büyümüş ve sonrasında onun anlattıklarına eklemek üzere anlatamadıklarını da keşfetmiş. Kitap kurgu olsa da bahsedilen olayların bazıları gerçek. Karakterler de gerçek karakterlerden ilham almış. Özellikle İspanyol Gribi döneminde ailenin ve köyün tamamının bundan nasıl etkilendiğini okumak çok etkiledi beni. Karantina sürecinde, sadece market alışverişi için dışarı çıkarak, her çıktığımda da birinden virüs kapacağım diye korkarak yaşamanın zirvesine denk geldiği için de olabilir. Buna ek olarak köydekilerin batıl inançlarının davranışlarını ve hayata bakışlarını nasıl şekillendirdiğini de yine en net o dönem anlatılırken gördüm.

İçine girince çıkmak istemeyeceksiniz

Sofía Segovia kitabı hissederek yazdığını, hissetmediği bir şeyi zaten yazamayacağını söylüyor bir röportajında. İnanın, öyle bir hissetmiş ki okurken siz de her anını hissediyorsunuz; hem de oldukça güçlü bir şekilde. Hatta yazar, kitabı yayınlandıktan sonra, özellikle İngilizce’ye çevrilme sürecinde insanlarla sohbet ederken kitabının ne kadar büyülü olduğu yeniden keşfetmiş: mesela, her şeyin başlangıcı olarak konumlandırdığı arılı çocuğun ismi Simonopio, Simon isminin bir türeviymiş. Peki Simon ne demekmiş? “Dinleyen kişi.” Peki Simonopio ne yapıyor? Ağzındaki problem müsaade etmediği için çevresindekileri ve özellikle arılarını dinleyerek yaşıyor! Böyle küçük ayrıntıları keşfedince ne kadar mutlu oluyorum anlatamam.

Meksika’dan birkaç yazar okudum şimdiye kadar ama The Murmur of Bees sonrasında Sofía Segovia en sevdiğim oldu. “Meksika’dan ne okusam?” diyenlere de kendisini önermek istiyorum ve o yüzden umuyorum ki The Murmur of Bees Türkçe’ye de çevrilir ve benim gibi büyülü gerçekçilik için aç olanların yüreğini ısıtır.

Büyülü Gerçekçilik sevenler için Türkçe’sini bulabilecekleri önerilerim de var:

Sofía Segovia ile The Murmur of Bees Her Ülkeden Bir Kitap projesinde Meksika’ya eklendi.

No Comments

    Leave a Reply

    This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.