0
sweetbitter stephanie danler kitap zimlicious hitap blogu
Film/TV Kitap Yorumu Kitaptan Filme

Sweetbitter: Hem mideler hem de kalpler doysun!

2 Şubat 2020

Ocak ayında ister istemez yine Emma Roberts’ın Belletrist seçimlerinden gitmiş oldum. 1) Orada görüp de sipariş verdiğimi bile unuttuğum kitaplar bir anda kapımda belirdi; 2) Blutv’de gezerken bir baktım Sweetbitter dizi de yapılmış. Filmini veya dizisini izleyip de “amaaaaaan, kitabıyla uğraşamam” dediğim şeyler de özellikle eskiye göre çok oldu son zamanlarda ama hazır elimde varken önce okuyayım, sonra izleyeyim dedim. Bunun sonucunda da ender de olsa yaptığım şu yorum oldu: dizisi, kitabından daha iyi.

Yemek programları, yemek kitapları, yemekle ilgili film ve dizilerle birlikte mutfağın gizli kahramanlarının bu kadar yükselmesi Anthony Bourdain sayesinde midir bilemem ama işin çığırından çıktığı kesin. Yemek yapmayı beceremesem de yemeyi aşırı seven biri olarak şikâyet etmemem lazım belki ama abartılan her şey bir süre bayıyor, değil mi? Bence evet. Bu yemek furyasından da açıkçası daralmış durumdayım. Ama yine de yemekle New York’un bir araya geldiğini görünce insan bir heyecanlanıyor. Ve işte Sweetbitter ile de yine heyecanıma yenik düşmüş bulundum.

Sweetbitter: Bu kızı tokatlasak da mı saklasak, tokatlamasak da mı saklasak?

Sweetbitter, Stephanie Danler’in tam da bu yemek furyasına denk getirdiği bir roman bence. Buna dair resmi bir kanıtım yok ama buna rağmen aksini söyleyen olursa inanmamam. Konumuz şu (ki normalde pek ayrıntıya girmeyi sevmem, bilirsiniz): Tess isimli, 20’li yaşlardaki kızımız minik kasabasından kalkıp New York’a geliyor ve Manhattan’ın işlek bölgelerinden biri olan Union Square’de (ki en sevdiğim kitapçı Strand ve kocaman Barnes & Noble’ın olduğu yer) lüks bir restoranda işe başlıyor. Daha kafadan bu işe nasıl kabul edildiğini anlamış değilim çünkü iş görüşmesi sırasında bana sorarsanız ağır saçmalıyor ama restorandan sorumlu müdür kızda bir tür ışık görmüş işte. Üniversitede edebiyat okumuş olmasına rağmen mesela adam “Şu anda hangi kitabı okuyorsun?” diye sorduğunda yanıtı “Hiçbir şey” oluyor. Gel de parçalama…

Beklendiği şekilde mutfaktaki tüm karakterler “manyak” diyeceğimiz cinsten ve tabii Tess anında restoranın yakışıklı barmenine de tutuluyor. Sweetbitter aslında biraz Sex & the City’nin yemek odaklı versiyonu gibi; belki de o yüzden beni pek şaşırtmadı ve okurken çoğu zaman sıkıldım (ki doğruyu söylemek gerekirse diziyi izlerken de bir yandan örgü örüyordum; ‘arkada çalsın’ kafasında izledim). Normalde Sweetbitter gibi, bir karakterin hayatını tamamen değiştirdiği ve özellikle de New York gibi büyük, zorlu ve karmaşık bir yerde kendini bulma çabaları tam benlik hikâyeler ama dediğim gibi bazı şeyler tekrara düşünce insanı biraz bayabiliyor. Pek çok New York hikâyesinde olduğu gibi Sweetbitter da seksli, uyuşturuculu, heyecanlı ve bol dramalı bir hikâyeyi anlatıyor ama olmadı işte. Hafiften sakar, birazcık safoş olmasına rağmen Tess’e de ısınamadım. “Aklına başına topla azıcık kızım!” diye tokatlayasım geldi. Belki de artık 36 yaşına girmiş bir kadın olarak “bu mu dert şimdi” diyerek, gençlerin vıdıvıdısına katlanamadığım içindir. Kim bilir?

Sweetbitter kitabının ve dizisinin en iyi yanı, restoranların amacının masaya yemek koymaktan daha fazlası olduğunu göstermesiydi. Evet, üretilen ürünün iyi olması gerekiyor ancak hizmet tarafında da bunun başarılı bir şekilde satılması gerekiyor. Düşündüğünüz zaman (ben hariç) pek çoğumuz evde güzel yemekler yapıp, keyifle yiyoruz. Dışarıda yemeğe karar verdiğimizde ise asıl amacımız lezzetli, değişik bir şeyler yemenin yanı sıra sevdiklerimizle birlikte iyi vakit geçirmek, güzel bir ortamda olmak ve mutlu olmak oluyor. Çoğu zaman gittiğimiz yerde hizmet kötüyse, bin kere seslenip bir garsona sesimizi duyuramıyorsak mesela, moralimiz bozuluyor ve yediğimiz yemeğin ne kadar lezzetli olduğu hiç fark etmiyor.

Bence kitapla vakit kaybetmeyin; yemekli, New York’lu, bol dramalı bir dizi kulağınıza iyi geliyorsa direkt diziyi seyredin. Diğer yazılarımda da bahsettiğim gibi ne yazık ki Belletrist’in seçkilerinin hepsi iyi çıkmıyor. Sweetbitter da “keşke hiç bulaşmasaydım” dediğim seçimlerinden biri oldu. Ama iyileri de var tabii. Göz atmak isteyenler olursa diye Belletrist seçkisinden okuduklarımın listesi şöyle:

No Comments

    Leave a Reply

    This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.