Menu
Genel

Tori Amos İstanbul Konseri

Normalde müzik yazıları yazmıyorum, biliyorsunuz. Ancak bu sefer bir istisna yapıp Tori Amos hakkında yazmak istiyorum. Ben kendisini “tanrıça” olarak tanımlıyorum. 2007 yılında kendisiyle tanışma fırsatı yakaladığımda gözlerimle gördüm insan olduğunu ama hala inanamıyorum; içine peri kaçmış, toprak ana kaçmış, hepimizin hissettiği her şey kaçmış, insanüstü bir varlık olduğunu düşünüyorum. Sanki çok hayatlar yaşamış ve dünyaya yeniden geldiğinde Tori olarak yüzyıllardır öğrendiklerini kalbimize, beynimize, hatta bacak aramıza dokunmak için yazmış, bestelemiş…
Öncelikle şunu söyleyeyim, müziğin içine bilgisayarların girmesinden nefret ediyorum. Sevdiğim sanatçıların akustik performansları, yalnızca enstrüman ve insan sesi aklımı başımdan alıyor. Bir şarkının kocaman orkestrayle çalınması değil (klasik müzik hariç tabii), tek bir akustik gitarla çalınarak söylenmesi beni daha çok etkiliyor. Tori, yıllardır grubuyla birlikte tura çıkıyor. Hepberaber çıkıyorlar sahneye, sonra ortalarda bir yerlerde Tori, Bösendörfer piyanosuyla başbaşa kalıyor ve yıldızları yeryüzüne indiriyor. Sonra yine grubuyla devam ediyor konserine…
Bu sefer öyle değildi. Başından sonuna kadar sadece Tori ve piyanoları vardı (3 şarkı hariç aslında ama onları saymıyorum bile). Taa eski şarkılarından çok sevdiklerimi çalar mı diye merak ediyor, heyecanlanıyordum mesela. En en en sevdiğim şarkılarından Blood Roses çaldı. Purple People çalar mı dedik, çaldı. Hayatımda önemli yeri olan Icicle‘ı çalar mı acaba dedim, çaldı. Çaldı da çaldı… O taburesinde kıpır kıpır, piyano tuşlarına vururken ben kendimden geçtim de geçtim…
Hepiniz anlarsınız bu hisleri bence, sonuçta hepimizi derinden etkileyen şarkılar, müzisyenler, kelimeler, cümleler var. Ben de bir tek Tori dinlemiyorum haliyle; çok sevdiğim bir sürü müzisyen var. Bunalımdayken Pearl Jam dinlenir, gaza gelmek için My Chemical Romance dinlenir, ağlamak için HIM iyi gider, gülmek için Tom Lehrer, dans etmek için Justine Timberlake veya Beyonce… 
Ama işte Tori her ruh halimle gider. Mutlu olduğum anlar için de şarkısı var (Cornflake Girl mesela), dünya başıma yıkılıyormuş gibi hissettiğim anlar için de (Upside Down), başkaları yerine biraz da kendimi düşünmem gerektiğini hissettiğim anlar için de (Girl), Balıkçı Dedemi özlediğim zamanlar için de (Winter), politikaya ve dünyaya sinirlendiğim anlar için de (Code Red), hayal dünyamda kaybolduğum anlar için de (A Sorta Fairytale), eski sevgilileri andığım zamanlar için de (biri için mesela Putting the Damage On), gidenlerin arkasından ağladığım zamanlar için de (Take Me With You), hatta ve hatta tanrıya “olayın nedir senin!” diye isyan ettiğim anlar için de (God). . . Bir de Black Dove (January Girl) var mesela; gördüğü bir rüyaya dayanarak yazmış. Kendisi gelip “öyle değil o iş” dese dahi inanıyorum ki rüyasında beni gördü, bana yazdı o şarkıyı. 
Bu kadarı yetmezmiş gibi, beni Neil Gaiman’la tanıştıranın da Tori olduğunu söyleyerek bu yazıyı kitaba bağlar, “hala kitap blogu burası merak etmeyin” der, kaçarım…
Resmi buradan arakladım.
]]>

No Comments

    Leave a Reply

    This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.