Menu
Genel

ÜKG söyleşileri: Kağıt Kız


ÜKG söyleşilerinde bu hafta KağıtKız olarak tanıdığınız Aynur var. Kendisi bıcırık mı bıcırıktır; hatta ben onu bu minik kıza benzetiyorum. Yorumlarıyla herkesi gülmekten yerlere yatırır, yeri gelir ağlatır da…
Haliyle önce biraz geyik yaptıktan sonra başladı tabi sorguya çekme faslım… Bu arada iktisattan kızılderililere nasıl atladık, ben de bilmiyorum!
E anlat bakalım şimdi n’aparsın ne edersin?
N’apayım, camış gibi evin yüzünde yatıyorum bütün gün. Karaya vurmuş balina gibiyim, Sim. Annem ara sıra üstüme su döküyor.
Ay kıyamaaaaam.
Kıy bana.
Normalde neler yapıyosun? Ben biliyorum da okuyanlara bir anlat…
25 yaşımdayım ve zerre yaşımı göstermiyorum -bundan nefret ediyorum- bekarım şirin olduğumu söylerler. Tekliflere açığım. Onun dışında iktisat öğrencisiyim, son sınıftayım. Kitap okumayı çook küçüklükten beri çok severim. Kitapla doğdum diyebilirim.
En değişik bölüm seninki sanırım ÜKG arasında; Merve ne okuduğunu bilmiyorum diyordu…
Ya tam bir biç; kaç kez söyledim kimsenin aklında kalmıyor. Gerçi benim de kalmıyor.
İktisat okuyunca ne oluyor insan?
Valla bankacı, muhasebeci her bir halt olabiliyor. Tabi ben olmayacağım; ben bir odada kapalı kalacak biri değilim. Hindistan’a gideceğim, bedevi olacağım dünyayı gezeceğim. 10 yıl sonra 3 çocuklu bir ev hanımı olursam şaşırmayacağım ama.
Süper! O zaman neden bu bölümü seçtin?
Babam ve abim finansla uğraşıyor. Abim de iktisat mezunu; bir nevi baskı hissettim diyebilirim. Bana kalsa Sanat Tarihi okumak isterdim. Bayılırım eski anıtlara, eşyalara arkasındaki hikayelere.
Sana kızılderili mi bulacaktık?
İri yarı dağ adamı. Irkçılık yapmıyorum, ten rengi farketmez. Nefes alsın yeter.
Haha sana ÜKG’nin alfa erkek uzmanı diyorlar?
Değilim aslında yahu; ben bulunan alfa erkeğe yapışıp kimseye yar etmeyenim aslında.
Hangileri mesela?
Biricik aşkım tabi ki Khal Drogo. Ölüyorum o adama. Diziyi onun yüzünden izledim önce nefret ettim ama sonra kalbim eridi ona. Sonra Golden Dynasty Lahn var. Kristen Ashley erkekleri de süperdir bak Sim okumalısın.
Bakayım hemen bir…
Bak bak. Özellikle The Gamble’ı okuduktan sonra ben de bir Colorado hastalığı başladı. Hatta yeni bilgisayarımın şifresini Colorado yapmıştım. Tabi ilk günden tuş takımı çıktı; geri götürdüler. Telefonda Colorado yu kodladım; teknik görevliye rezil olmuştum.
Aaaa evet, Colorado diye yandığını hatırlıyorum. Neden peki? Neden, neden? Hangi yakışıklı var Colorado’da?
Bir kereeeeeee… Colorado’da tüm dağ adamları var. Ayrıca Judith Mcnaught Kusursuz da orda geçiyor. Demek ki suyunda birşey var oranın.
Haha gideriz seninle Colorado’ya.
Gidelim; ben oradaki kurslara bakıyorum şimdiden. Gizli amacımı babamdan gizlemek için bir paravan kullanmalıyım.
Başka nerelere gitmemiz lazım?
Hindistan’a gidip fillere binmeliyiz. Afrika’da safari… Özellikle aslan kaplanlı yerlere gitmeliyiz; çok severim. Sonra muhakkak İskoçya’ya gitmeliyiz. Amerikayı saymıyorum; baştan sona gezmeliyiz orayı sırtımızda çantalarımızla.
Ay keşke ya!
Ölmeden bunları yapacağım yoksa gözüm açık gider. 
İnşallah kuzum! Kitap aşkın nasıl başladı peki? Abim falan okumuyo diyorsun?
Benim ailemde kimse kitap okumaz. Abim ders çalıştıkça başına giderdim sürekli. Annemin okur yazarlığı iyi değildi ve bir öğretmenden ders alıyordu; o zaman ağladığımı ve onların ders çalıştığı odaya girmeye çalıştığımı hatırlıyorum. Annemin öğretmeni şimdiden öğretirsek okula başladığında dinlemez, ben zaten biliyorum der dedi ve öğretmediler bana  Okula başladım ve aşkla sevgiyle her gördüğüm kitabı okudum. Öyle fenaydı ki annem toplantıda öğretmenime ne yapacağız bu kız çok okuyor diye şikayet etmişti. Bilmiyorum nerden geliyor ama hep vardı. Hep bir merak, hep başka hayatları okumak; bilemiyorum çok hoşuma gidiyordu. Sanırım bana hayat yetmiyordu.
Ay çok tatlıymışsın ya!
Haha yok be sümüklünün tekiydim.
İlk okuduğun kitabı hatırlıyor musun? Romanı diyeyim daha doğrusu…
Sanırım Halide Edip Adıvar Vurun Kahpeye idi. Annem Ateşten Gömlek’i de almıştı ama onu okumamıştım. Ya da Gülten Dayıoğlu Gökyüzündeki Mor Bulutlar’dı. Hatırlayamıyorum, iyi mi.
Gülten Dayıoğlu’nun hayatımı kararttığına inanıyorum ben…
Aaa neden?
Nasıl bunalım çocuk kitapları yazmış meğersem; farklı şeyler okudukça uyandım!
Yeşil Kiraz vakası mı yoksa? 
Evet!
Ay bırak iyi ki Daniella Steel, V.C. Andrews okumamışsın; resmen psikolijimin içine sıçmışlar.
V.C. Andrews okudum; Danielle Steel’i de annem çok sever. Ama Gülten bir ayrı ya. Dört Kardeştiler vardı; o da ayrı bunalım.
Çatı serisini benim jenerasyondan okumayan yoktur sanırım. La kadına hala bela okuyorum. Genelde Türk Edebiyatı bunalım valla afakanlar basa basa okuyorum. Edebiyat toplumun aynası derler; toplum mutsuz olunca normal tabi.
Evet. Dizilerimiz falan da öyle. 
Dizilerin allah belasını versin. Allahtan 8 yıldır televizyon izlemiyorum.
Andrews da ayrı psycho.
O kadın cidden iyi değil ama. 
Ben senin blogunun ismini çok severim baştan beri. Nerden çıktı bir anlat bakalım…
Benim ondan önce bir blogum daha vardı ama yayınlanmış bir yazım yoktu -tembel olduğumu söylemiş miydim?- öyle duruyordu. Sonra bir gaflet anında nedense sildim ben blogu. Daha sonra geçen sene Mart ayında tekrar blog adresi almaya çalıştım; önceki blogumun adı Lost in Books’du. O adresi alamadım. Açıkçası Türkçe bir isim de istiyordum. Bende izi olan kitaplara ve filmlere yöneldim bana ilham olsunlar diye. Rüzgar Gibi Geçti ile ilgili çok isim türettim ama olmadı, içime sinmedi. Sonra bakınıyordum; yazarının adını bir türlü yazamadığım, Doğan Kitap’tan çıkan Kağıt Kız gözüme ilişti. Çok sevdiğim bir romandır. Çünkü ben hikayelere dalan ya da bir hikayeden düşen karakterlerle ilgili feci hayaller kurarım. Tamam biraz tuhaf ama hangimiz normaliz ki. Hem hikayeyi çok severim, hem de ismin bir kitap bloguna çok yakışacağını düşündüm. İtiraf ediyorum; bir gün bir hikayenin içine düşmeyi hayal ediyorum.
Şu anda istediğin hikayenin içine düşebilsen hangisini seçerdin?
Sanırım Golden Dynasty olurdu ya da herhangi bir Kristen Ashley kitabı. Yüzüklerin Efendisi olabilir; yani içinde normal birşey olmayan herhangi bir dünya. Gerçi Kristen Ashley kitaplarındaki tek anormallik çam yarması yumuşak kalpli alfa erkeklerimiz.
Senin ÜKG’ye katılma hikayeni duyalım bir de…
Böyle ezik ezik, bunun yorumunu yazsam mı bloga, amaan ne uğraşacağım sonra yazarım ya da şimdi mi yazsam sonra yatarım diye kendi kendime oyalanırken kankitellokomotolarımdan biri, ya Hanife ya da Merve, beni davet etti. Ben de seve seve icabet ettim. Onların maşallah her yerde eli kulağı var onlar olmasa hiçbirşeyden haberim olmaz. Ben pek dağılmayı sevmem de.
Sen onlarla önceden de tanışıyordun yani?
Evet, ilk Hanife ile tanıştım. Biraz paranoyak bir insanım. Hanife ile FKS’den tanışıyoruz. Buluşmak istedi, kıramadım. O istemese hayatta aklımdan geçmezdi benim. Önce biraz atlattım, sonra baktım olmuyor, buluşalım dedim. Gitmeden önce arkadaşıma haber verdim, benden haber alamazsan bu kızla şuraya gittim hemen polise haber ver diye.  Hanife’yle konuşuruz, bazen ona da söylerim ben böbreklerimi kaybetmek uğruna seninle buluştum diye. Merve’yle daha sonra TÜYAP’ta buluştum. Kalabalık yerleri seçtiğimi söylemiş miydim?
FKS nedir bu arada?
Fantastik Kitap Serileri adlı bir Facebook kitap sayfası. Kimse çevremde benim gibi okumayınca bir şeyleri paylaşma ihtiyacı hissettiğimde bulduğum ve bayıldığım bir sayfa.
Süpermiş! İnternetin en sevdiğim yanı bu zaten valla.
Aynen. Aslında hiç anlamam teknolojiden ama ihtiyaçtan öğreniyorsun.
Şimdiye kadar en sevdiğin ÜKG turu hangisiydi?
Sanırım Aynı Yıldızı Altında. Çok çok sevdiğim bir tur oldu, bende yeri çok ama çok ayrı olacak.
Sen de ağladın mı okurken?
Hayır tabii ki.
ÜKG nasıl işliyor peki? Bunu herkese soruyorum artık klasik oldu. Perde arkasından bir kaç ipucu verelim insanlara.
ÜKG işlemiyor aslında, dostluk işliyor ve bunun yan etkisi olarak ÜKG ortaya çıkıyor. Çünkü biz turlar dışında o kadar çok şey konuşuyoruz ki. Ama turlardan bahsetmek gerekirse genelde yeni çıkacak kitapları gözümüze kestiririz. Yayınevi ile mailleşmeye başlarız. Genelde bu süreci Hanife yapar. Bir kere yaptım inanın çok zor bi iş, Hanüf’ün hakkını vermek gerekir  Sonra başlar curcuna; kim ne yapcak, kitaplar geldi mi… Ezgi bu işin büyük bir kısmını üstlenir. Valla sanırım benim dışımda herkes bir ceremesini çekiyor, sefasını ben sürüyorum. Hang outlar mı dersin, 1000’lere ulaşan Facebook mesajları mı, neler neler…
Bu arada Türk kitap bloglarının sayısı iyice artmaya başladı. iyi mi oldu sence?
Bence iyi oldu çok seslilik farklı bakış açılarını okumayı çok severim. Hem birsürü kitap kurduyla tanışma imkanı buldum.
Sen kitap yorumları dışında başka nelere yer veriyosun blogunda?
Ben aslında başka hiçbir şeye yer vermek istemiyorum ama elimden kaçıyor bazen.  Dizi, film yorumları yapmak isterdim ama her şeyin bir yeri olmalı gibi bir huyum vardır; evde de böyleyimdir. Bunun için başka blog açmak istedim, istediğim ismi alamayınca sinirlendim kapattım. Ama benimle film izlemeni tavsiye ederim. Gerçi benle izleyenlerin genelde tepkisi bana terlik, mısır, yastık fırlatmak oluyor ama komik olduğumu biliyorum. Resmen Korkunç Bir Filmde’ki Brenda gibiyim. Dur videosunu bulacağım… (ve Aynur’dan bu video gelir) Ben yemek yemiyorum ama heyecandan film izlerken.
Neyse uzatmayayım… Yorum dışında ilk başlarda kitap tanıtımları, almak istediklerimi, çıkmasını sabırsızlıkla beklediklerimi yazıyordum ama şimdi yorum ve aldığım kitapları paylaşıyorum. Bir kere bir karakterle fantazimi, bugün de abimle aramdaki dialogu paylaştım. Bu dialogların ve fantazilerin devamı gelebilir.
En sevdiğin kitap?
Rüzgar Gibi Geçti ve Yüzüklerin Efendisi. Bir de Diana Gabaldon Yabancı. Tekil sormuştun değil mi?
Hahah hiç tekil kalamaz zaten bunun cevabı. 
Kendimi sınırladım ama benimle gurur duymalısın.
Duymaz mıyım! En az 10 tane bekliyordum. Hepsinin en sevdiğin yanını söyle bari. 
Şimdi ben küçüklükten beri tarihi kıyafetlere o viktoryen dönemine bayılırım. 11 yaşında Rüzgar Gibi Geçti ablamın kütüphanesinde elime geçti; o zamanlar önüme ne gelirse okuyordum. Okudum ve 9’da uyuyan ben, gece 2’ye kadar bekleyip filmini de izledim. O zamanlar hocam bana kitaptan ne anladığımı sormuştu, hayatta her şeyin istediğimiz gibi gidemeyeceğini, ne olacağını bilemeyeceğimizi ve insanların sadece iyi ve sadece kötü olamayacağını söylemiştim. Şimdi sorsan Rhettt <3 derim.
Yüzüklerin Efendisi’ni 2001’de izleyip kitaplarını almaya karar vermiştim. Filmdeki Frodo’ya aşık olmuştum. Beni nazgullerle balkondan kaçırıp doğduğum Shire’a götürecekti.
Yabancı romanı ise hayal ederken zamanda yolculuğu, özellikle İskoçya taraflarından böyle bir roman yok mu diyerek arattığım ve çıkmasını sabırsızlıkla bekleyip aldığım bir roman. Hikayesi, yazarın kurgusu, herşeyiyle sevdiğim bir roman.
Takip ettiğin yazarlar var mı?
Kitab .ıkarsa alır okurum dediğim Laurell K. Hamilton var, Merve’den bilirsin.  Kristen Ashley, Judith Mcnaught, Diana Gabaldon, Darynda Jones Charley’de kendimi gördüğüm çok oluyor. Artık John Green, Karen Marie Moning, Rachel Gibson, Jean Christopher Grange, Linda Howard, Lara Adrian, Lisa Valdez ve hatırlamadığım daha bir sürü yazar da bu listeye eklenmiş durumda.
Ve ben 2-3 tanesi dışında hiçbirini bilmiyorum!
Aman bilmesen de olur.
ÜKG hepberaber bir kitap yazsa nasıl birşey olur sence?
Ohooo. Yazmalarını ister misin bak? Emin misin?
Eminim.
Aman allahım nasıl bir şey olur bilmem ama okuyan 6 ay yatalak kalır benden demesi.
O niye kız?
Çünkü bu kızların hepsi birbirinden biç.
Aklını alırız insanların diyorsun yani?
Akıllarını da, başka yerlerini de alırız; yürek ister haha.
Seni kendinden geçiren bir kitap okuyunca gerçek hayata nasıl dönüyorsun?
Yasın beş evresini yaşıyorum haha.
1- Kabullenmeme: Hayır bitmiş olamaz. Böyle bir şey olmalı.
2- Öfke: Lanet yazar neden böyle birşey yazdı ki, neden beni umutlarıyla kandırdı ki?
3- Pazarlık: Allahım söz veriyorum iyi bi kız olacağım, lütfen gerçek olsun.
4- Sepresyon: Lanet olsun böyle hayata, pislikler!
5- Kabullenme: Tamam neyse başka kitaba geçelim…
Sonrasında kitapla alakası olmayan arkadaşlarına da anlatır mısın peki, bir kitap okudum aklım uçtu gibilerinden?
Evet anlatırım ve hep sanki film anlatıyor gibisin derler.
Senden etkilenip de gidip kitap alıp da okuyan oluyor mu?
Evet oluyor. Benim kitap verdiklerim de oluyor. Ben gibi olmak isteyenler de oluyor ama başaramıyorlar; alıyorlar okumuyorlar pislikler.
Haha peki sence insanlar neden üşeniyor kitap okumaya?
Bazıları kendilerine göre olan kitabı bulamadıkları için. Vazgeçmesinler, orada rafların arasında bir yerde aradıkları kitap onları bekliyor. Bazıları vakit bulamadıkları için ama bence yalan söylüyorlar. Bazıları paralarının olmadığını söylüyor ama inanmıyorum ben onlara; lisede yemek paramı biriktirip ikinci el alırdım. Bilemiyorum; anlamıyorum kitap okumayı sevmeyen insanları. Tuhaflar.
Senin var mı “böyle kitapları hayatta okumam” dediğin?
Mutsuz sonlu olanları okumam, beni toparlayamazlar yoksa. Tür olarak hiç bir zaman kesinlikle okumam dediğim olmadı yalnız kişisel gelişimleri büyük bir palavra olduğuna inanırım.
Grinin Elli Tonu ve benzerleri hakkında ne düşünüyorsun?
Şimdi şöyle söyleyeyim… Ben küçükken nerede gerilim, polisiye, cinayet kitapları varsa orda tapınak kurardım. Aşk hikayelerinin kadınlara hakaret olduğunu düşünürdüm. Sonra bir Judith okudum, beynimden vuruldum. Sonra onlar yetmedi. Kızlar Fifty’yi okuyup GoodReads’te durum güncellemesi yapınca neden insanlar böyle şeyler okur ki demiştim ve o dönemde bana onca tavsiye yapılmasına rağmen okumadım. Sonra bir ara tesadüf Kindle’da karşıma çıktı. Atmışım, okudum bakayım nasıl. Tabii ki her leyla kız gibi aşık oldum. Bu türde okuduğum ilk kitap olduğu için Fifty ile ilgili objektif olamıyorum. Ama bu türde çok gereksiz, klişelerle dolu kitap olduğunu biliyorum. Bazıları okurken tam göz devirmelik. Okunması eğlenceli, unutması hızlı kitaplar ama ben çok seviyorum bu tarz kitapları. Tam bir romantik budalayım.
Ben mesela kadınların bu kadar kontrol delisi erkeklere bayılmasını anlayamıyorum…
Aslında okuması çok zevkli. 8 erkekle büyümüş biri olarak kontrol delisi erkeklerin ne kadar sinir bozucu, yakışıklı olsa da ukala, kendini beğenmiş ve kibirliyse ne kadar itici olabileceğini biliyorum.
Hahah peki sence okuyup da bunlara bayılan kadınlar gerçek hayatta katlanabilirler mi onlara?
Bence katlanamazlar. Yani kim senin yerine ne yiyeceğini bile seçen bir adamı arzular ki. Bilemiyorum ama sorsan onlardan sürüsüne bereket okuyorum. Ne çelişki.
Şimdi fiks sorular geliyor, hazır mısın?
Hazırım, aman tanrım. Keşke önceden hazırlasaydım cevaplarımı.
1. ÜKG kızları bir kütüphane kursa içinden ne gibi kitaplar çıkardı?
Sanırım Meydan Larousse’dan grafiklerle anlatılmış Kama Sutra’ya kadar herşey olurdu.
2. Bir yazar olsaydın hangisi olmak isterdin? 
J.K. Rowling. Kadın zengin oldu.
3. Yangında ilk kurtaracağın 5 kitap hangileri? 
Off bu çok zor. Sanırım biri Diana Gabaldon Yabancı olurdu. Yüzüklerin Efendisi serisi -biraz hile yaptım  -, Laurell anısına Gölgelerin Öpücüğü, Aynı Yıldızın Altında ve bir deeeee Kindlee nihahahaa.
4. Bloggerlığa yeni başlamış olanlar için tüyoların var mı?
Özgün olun. Kopyalamayın. Burnu büyük olmayın. Ayrıca çok sevimlisiniz.
5. ÜKG’nin en sevdiğin yanı?
Aslında hepsi tam bir biç ama sanırım bizi bir arada sevgi tutuyor. İlkim’le Büşra’yı pek sevmesem de idare ediyoruz  Onun dışında hepimiz yumuşak kalpli acımasız biçleriz; bizi hep deri kıyafetler ve motosiklerle hayal ediyorum.
Okuyan herkese teşekkürlerimi iletiyorummm.
]]>

No Comments

    Leave a Reply

    This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.