Menu
Genel

ÜKG söyleşileri: Kitab-ı Sevda


ÜKG Blog Turları‘nın arkadasındaki isimleri tanımaya devam ediyoruz. Bu haftaki konuğum çoğunuzun Kitab-ı Sevda olarak tanıdığı Merve, ya da benim tabirimle “Mirve!” Kendisi Anita Blake delisidir, grubun paranormal uzmanıdır, aynı zamanda en uzun boylusudur, fuarda kitaplara takılınca gruptan ayrılıp da “neredeyim ben” tribine girenleri bulup hemen kurtarandır (evet, bakınız BEN). Daha fazla ne diyebilirim Merve hakkında, bilmiyorum. Buyrun, siz kendiniz okuyun. (Sonrasında “konuşmamış, kusmuşuz” resmen dedik konuşmalarımızı görünce. Umarım siz de bizim kadar eğlenirsiniz okurken.)

Bu arada John’la ilgili de konuşalım…
Konuşalım JOHN! Everin beni onunla ya! Yalnız yeni farkettim; John’un gözler yeşil, soyadı da yeşil. Haha ay Merve! Anthony Green var, bebiş. Onun gözleri mavi ama.
Olmadı o ya. Çok feci fantezilerim var onun hakkında bilesin. Türkiye’de benim o yani. Yok ben arkadaşım olsun istiyorum zaten. Öyle fantezilerim yok; tamamen senindir.
Hehehehe anlaşalım da. Türkiye’ye mesaj yollasa ne derdi sence?
Hi, Turkish nerdfighters. I’m John Green, blah blah. Yeni kitabım ble ble bla. Adam motor gibi konuşuyor. Overall bu olurdu. YENİ KİTAP MIIIIIIIIIIIII?!
Türkçesi, yani aynı. Aynı Yıldızın Altında işte. Heee. Heyecanlandırdın bir an beni be!
Vardır yeni kitabı ya. Diğerlerini de beraber okuyalım Sim; var sende. Papertowns’u okumadım bir. Onu da bekletiyorum ihtiyacım olursa diye, ne alakaysa…
John, uyuşturucu gibi. Her daim bir doz bulundurmalı. Yeni kitabı 2014’te çıkar bence. Amin! Peki yeşil gözleri dışında neden bu kadar seviliyor John?
Kendisi de sevimli; tavırları geek abi. Konuşması hele… İngilizce biliyorum az çok ama motor gibi konuşuyor, ne dediğini anlayamıyorum bazen. Onu bile seviyorum. Sonra kitapları var elbette; zihninin içindeyim. O bir de vampirlere falan ihtiyaç duymadan çok sevildi. Neden sence?
Bir kere sosyal medyayı kendine çekti. Yeni bir soluk diyebiliriz sanki, ne dersin? Paranormal türünü severim ama John’un anlatımı, anlatırken aktardığı fikirler, tecrübeler ve sonunda sizi buruk bırakması. Ama umut da var bir nevi. Bilemiyorum… John, “gel yemeye gidelim” dese şu an?
Yemekten sonra ne edeceğiz derim. Hahahah. Başka var mı böyle salyalarını akıtan yazar?
Laurell [K. Hamilton] sayılır mı? Ona böyle salyalarım akmaz ama severim yani. Çok az yazara böyle yapıyorum Ah bir de Tuna [Kiremitçi] var bizim ama ona o kadar değil. Sen Anita aşkınla meşhursun zaten.
Evet, okuyorum şu an 22’nciyi. Ama sikmiş bırakmış ya. 520 sayfanın 120’sini önceki kitaplarda okudum. Ben genel olarak anita okumaya üşeniyorum mesela. Niye ille de okumam lazım? İkna et bakayım  beni.
Öncelikle Jean-Claude var Sim serinin başlarında. Harbi bir kickass seksi bir vampir var ama vıcık vıcık aşk yok. Urban Fantasy nasıl severim bilirsin; bence bu seri en iyi örneklerinden biri. 9’uncu kitaba kadar… 9’dan sonra yazarın aldığı yön daha çok erotica, öncesinde de ufak ufak vardı ama ondan sonra azıyor. Neyse… Anita’nın içindeki paranormal dünya derin, inandırıcı. Yazarın hem kendi ruhundan bir parça kattığını görüyorsun, hem de vaktini gerçekten harcadığını. Bunlar ilk kitaplarda tabii, son kitapları tekrardan başka bir şey değil. 22 kitap olunca böyle oluyor. Okurken karakter oluyorsun. Sen de bu yeni yaratılmış, bizimkinden hem farklı, hem de çok benzer olan dünyaya düşüyorsun. Peki niye bu kadar uzun sürdü seri? Başka kitabı yok mu kadının?
Merry gentry var. O da bunun replikası; perileri anlatıyor. Bence yazar bırakamıyor. Bu dünyaya çok düşkün ve para söz konusu biraz. Birazdan fazla… Ama epey hayranı da var zaten değil mi?
Öyle öyle. Bu dünyada yaşamıyor bence o. Kocasını gördün mü? Karakteri Nathaniel mi ondan esinlendi, yoksa onu gördü “aha bu Nat” mi dedi asla emin olamayacağım. Kadının hayatını incelemek isterdim. Bir de sen arada sinirleniyorsun “bu Anita gibi” diye. Çakması da çok oluyor anladığım kadarıyla?
Öyle. Bir nevi türün baş yapıtı kadın; 20 yıldır yazıyor aynı seriyi. Kitapların ilki 93’te çıkmış. Turda incelediğmiz Dresden Dosyaları bile ondan esinlenmiş hani. Diğerleri neden olmasın. Ben bir de bunu kitabı okurken anlamıştım. Evet, hatırlıyorum onu. Sen bloga ne zaman, nasıl başladın?
Bloga 2012 şubatta başladım. Çok kötü bir nedenim var.  GoodReads’de yazıyordum yorumları. Abi dedim, o kadar yazıyorum; toplu dursun bari. GR silinirse falan güme gitmesin.  Sırf bundan açtım. Sitelere güvenmiyorum.  Kendi blogumu da sürekli yedeklerim. Tur olayı nasıl başladı peki?
Bizim Ezgi bana e-mail attı, biz böyle bir şey düşünüyoruz katılır mısın diye. Kitap mı? Okumak mı? Neden hayır diyeyim yani. Bizim diğer biçlere ben mi haber verdim hatırlamıyorum ama bir şekilde birleştik. Zaten tanıyoruz birbirimizi. Ben kitabı biz edineceğiz falan sanmıştım ilk başta. Sonradan DEX falan sponsor oldu. O da güzel. Böyle de devam ediyoruz; çok sevimliyiz biz ya! İyi de devam ettik ama onu nasıl becerdik?
DEX’ten sonra çok zorlandık ya! Yayınevleri blog turlarının ne olduğunubilmiyordu. E-mailler attık, anlattık, önceden her şeyi ayarladık… Az buçuk Hanife biliyor bu kısımları, o halletti. Bizler takip ettik, e-mail gönderdik. Bazı yayınevleri ne olduğunu pek anlamasalar da her türlü desteği verdiler. Bazıları da burnumuzdan getirdi. Hanife çok uğraştı. Tur hazırlıklarını nasıl yapıyoruz peki? Çok sır vermeden anlat tabii…
Görseller Ezgi‘nin elinden öper. Yok böyle beceriklisi, tatlısı yahu. Her tur öncesi hang out yapılır, tarihler belirlenir. Kimin ne yapacağı orada, bazen 4 saate kadar tartışılır. Kabul ediyorum, biz çok geyiğizdir ya. Konuşuruz bu geyik arasında. Fikirler öyle çıkıyor. Kafa patlatıyoruz yani. Ayrıca tek tek de vakit harcıyoruz. Her gün konuşuyoruz. Kitap ve blog olayından başka ne yapıyoruz peki? Herkes bizi işsiz-güçsüz sanıyor.
Ben üniversitede İngiliz Dili okuyorum; zaten çoğumuz okuyoruz. Aynur hiç bir zaman hatırlamadığım bir şey okuyor. Sen zaten çalışıyorsun. Hanife ve Aynur‘la böyle tanıştım. Büşra ve İlkim‘le aynı şehirde bile değiliz. Ama İlkim TÜYAP’a geliyor. Umarım Ezgi de gelecek; süper olur. İnşallah ya! Bir de aslında biz benzer kitaplar okumuyoruz normalde. Ama orta yolu buluyoruz bir şekilde. O nasıl oluyor?
Zor bir soru oldu bu be!  Şöyle girebilirim sanırım. Aynı türü okumasak da aynı kitapları okuyoruz; oradan bir bağlanıyoruz. Sonra zaten hepimiz sıcak kanlı, kibirli olmayan, sevecen insanlarız. Sohbet kolay oluyor. Yaşımız aynı değil. Ancak uyumluyuz sanırım bir şekilde.  Seviyoruz ulan birbirimizi! Büşra‘yı niye baştan davet etmediniz peki? Onu da çok merak ediyorum.
Onu sevmiyoruz Sim. Bunu anlamıyor. Başka tur teklifi edince el mecbur iyilerden olsun diye onu aldık. Yoksa hayatta. Allahın biçinin bizim gibi iyi, terbiyeli insanların arasında ne işi var Hanife bence grubun romance uzmanı. Diğer üyeler peki? Sen Anita profesörüsün zaten…
Ben paranormal ve erotik uzmanıyım az buçuk. Sen güncel fiction uzmanısın; daha ruhunu duymadığım kitapları buluyorsun. Aynur, alfa erkek olanları tercih eder diyebiliriz. Büşra da romance sever ama İlkim ve ikisi, özellikle İlkim polisiye uzmanları. Nora’sı var bir de onların; ben ölsem history okumam. (Abarttım ama sevmiyorum türü; pek zor) Ezgi‘yi çözemedim. Berke de YA distopya çok sever. Ejderhası var onun bir tane, oradan miras aldı sanırım. Bir gün kıçımı tutuşturacak ama bakalım ne zaman. Paranormallerden Anita dışında ne var okunması gerektiğini düşündüğün?
Yüz Bin Krallık, Lonca Avcısı, Zehir Ustası, Charley Davidson… Gittim GR’ye baktım; biraz uzun liste. Cinder! Gerçi o daha çok distopik ama olsun, çok hoş. Ejderin Aşkı da var İngilizcesini okumak lazım; Türkçesi öldürür onun bir çok esprisini. Sen ÜKG dışında başka gruplara da üyesin FB sayfaların falan var. Ne onlar?
Onlar bir anlık gaflet. Ahahahah. Ay allahım. En sevdiğin ÜKG yani…
Fantastik Kitap Serileri Hanüf’ün sayfası; o aldı. Lonca Avcısı’nı sevdiğim için ben açtım. Merry ve Anita sanırım önokumalar.com’dan Buket’in. Kitap Cenneti var; o da blogdan önce açtığım, her üyeyi saydığım sayfam. Valla iyi zaman buluyosun kuzum sen bunlara!
Anita dışında Kitab-ı Sevda ile ilgileniyorum. Anita da ilgilenmek değil, hazır sayfa. Anita hakkında geyik yapıyorum; çok hoş ya. Anita’sız kalmayayım ben. Fantastik Kitap Serileri’nde de, ara sıra oradayım. Sayfayı ele geçiremedim. Ben kurmadım ya, çekincelerim oluyor. Anita’da yok ama. Rezil oldum mu anında 200 kişi görür. Blogunda neler var peki? Müzikten falan da bahsediyosun bazen sen…
Kitap diye açtım aslında ama sırf kitap hakkında yazmıyorum. Film ve müzikten de ara sıra bahsediyorum. Ama genelde kitap ağırlıklı. Yazarlarla söyleşi var mesela. Şu ara yeni bir yazı dizisi üstünde çalışıyorum. Salyalarını akıtan karakterler… Dökül!
Bir okuyucu olarak diğerlerine nazaran bu alanda zayıfım ben. Bir Anita’dan Jean Claude var. Yoksa kadın karakterleri severim ben ya; işin romance kısmı biraz geride. Lucifer uyarlamalarına tavım ama. Daemon?
Geyik o ya. Bana o kadar çekici gelmiyo çok yavşak. Bunu yayınlarsan öldürürler beni. Taşlarlar! Kadın karakterler kickass olacak; erkekler de iş görür. Kickass rules babe! Berke‘den miras bu da. Peki o kadın karakterlerden biri olabilsen Anita mı olurdun?
ilk safhalarında evet. Hatta belki 9’uncu kitaba kadar. Anita’nın tahtına oturmak zor ama sonrasında Elena olurdum. Türkiye’de pek sevilmedi gibi ama Guild Hunter serisinden Elena. Erkek karakterlerden biri canlanıp sevgilin olacak o zaman. O hangisi olsun?
Jean Claude olsun; en seksisi, Fransızı o. Aşağısı kesmez beni. Buffy’den Spike’ı da alalım ama ya n’olur. Potansiyel sevgilileri “ay bu çok bilmemne karakterine benziyo” diye değerlendiriyo musun?
Pek değil. Karakterleri oldukları gibi bırakmak hoşuma gidiyor. Sonuçta insan yapınca bir şekilde büyüsü gidiyor benim için. Fantazide daha seksiler. Paranormal “yaratık”lardan hangileri gerçek olsun isterdin?
Sanırım şekil değiştirici. Büyük bir topluluk, aile bağı gibi sıcak ve viral bir yaşam tarzı. İkinci bir beden. Çok canlılar. Bana o şekil değiştirme çok can yakar gibi gelio ya…
Her güzel şeyin bir bedeli olur. Yaratık olacağız sonuçta. Canlı bir tane olalım. Duman (Merve’nin kedisi) ne yapardı sence sen bir an kediye dönüşsen?
Kuyruk savaşı çıkardı. Koparacağım kuyruğunu diyorum, hiç siklemiyor. Bir yatağın altına saklanır, ölene kadar çıkmaz bence. Şu an seni bi kitapçıya soktular. 10 tane seç senin olsun dediler. Hangi kitaplara saldırırsın?
Guild Hunter’ları UK edition varsa ilk 3 kitap. Tuna Kiremitçi’nin son kitap olsun. John Green derdim ama o var arsız olmamalı. Anita da var. Cinde ve Scarlet’ı isterim son 6 kitaba da. Yalnız Tuna deyince aklıma geldi. Sen Çalıkuşu‘nu da çok seviyosun diye hatırlıyorum; o ne alaka?
Ben de bilmiyorum ki Sim.  Orada Kamran’a gıcık oldum. Feride’ye de bayıldım. Çocukluğumdan beri sayısız kere okudum. Belki de iki yüzlü orospu çocuğu ile imkansız bir aşk yaşaması ve sonunda mutlu olmalarının da büyük payı var. Başka var mı böyle sevdiğin Türk yazar?
Tuna’yı severim ama pek Türk yazar okumuyorum. Aziz Nesin haricinde sayamam. Aziz is my guy. Tüm ÜKG kızlarına sormak için ortak sorular hazırmıştım. Onlarda şimdi sıra…

1. ÜKG kızları bir kütüphane kursa içinden ne gibi kitaplar çıkardı?
Bence Oxford’u kıskandıracak bir koleksiyon çıkardı. Çok çeşitliyiz biz! 2. Bir yazar olsaydın hangisi olmak isterdin? 
Yazar olmak istemezdim ya;  ben ben olunca göremem ki. Ama zihnine girmek ister misin dersen John ve Laurell olur bak. Keşfetmediğim bir yazarı da araya ekliyim 3 olsun olur mu? Olur. 3. Yangında ilk kurtaracağın 5 kitap hangileri? 
Kalbime bıçak girdi yemin ederim. Ben arada düşünüyorum bunu; deprem olursa kuzucuklarım ne olacak diye. Anita’yı kurtarsam yeter. Anita ilk 3 kitap. Guild Hunter 1’inci kitap. Çalıkuşu. Anneeem. Kindle yok… Anita 9 yok… Birini bırakıp Kindle’ı alabilirsin…
Guild Hunter’ı bırakıyorum o zaman Sim. Mecburiyet.

4. Bloggerlığa yeni başlamış olanlar için tüyoların var mı?
Bence kendileri olsunlar. Bu böyle yapıyor diye ben de yapayım demesinler. Ben lanet olsun ki blogumu çok seviyorum. Sanırım sevseler yeter. 5. ÜKG’nin en sevdiğin yanı?
ÜKG çok güzel bir şey ya. Çoğunlukla internetten ama asla internette kalmayan bir şey. Yarın mesela Hanüf’le görüşeceğiz. Daha sonrası için planlarımız var. Hani biz turdan önce de tanıyorduk birbirimizi, turla daha da büyüdük. Uzun yıllar sürmesini istediğim bir şey ÜKG. Bastonla fuarlara falan gideriz artık.
Olur valla gelirim. Ben gençleri dürterim kesin; “bırak o kitabı bunu al” diye.
Sen diyorsan ben de seni desteklerim.
]]>