Menu
Genel

ÜKG söyleşileri: Yorumbaz

Eylül ayında, Türkiye’nin ilk blog turunu gerçekleştiren ÜKG Blog Turları 1 yaşına basacak. Ben de bir parçası olduğum için söylemiyorum ama bir yıl boyunca çok çalıştık ve başarılı işler çıkardık. Yakaladığım insana soru sormaya meraklı biri olarak ÜKG kızlarını da rahat bırakmayayım dedim. Bu etkinliğin arkasındaki isimleri tanıyacağız teker teker…
İlk konuğum Yorumbaz‘ın arkasındaki isim Büşra. Kendisini “Jensen Ackles’ın ‘back’ tarafını” görmesi sonucunda tansiyonu fırlamış bir şekilde yakaladım. Bir yandan blog’unu kurcalayıp, bir yandan diğer ÜKG kızlarına laf yetiştirirken ‘Carry On Wayward Son’ eşliğinde aşağıda okuyacağınız muhabbetler döndü…
Senin blogunda “hakkında” kısmı yok. Ne bu gizem?
Ya aslında o gizemden değil, kendimle alakalı anlatacak hiçbir şey bulamamamdan sanırım. Yani orijinal bir şey gelmedi aklıma; ben de saldım gitti. “Aman çok mu merak edecekler beni sanki” dedim. E ben merak ediyorum mesela; yoksa niye röportaj yapıyoruz?! Anlat bakalım… ASL’den başla…
Anlatacak pek bir şey yok aslında, 21 yaşımdayım, sınıf öğretmenliği öğrencisiyim. Aslında bugün itibariyle 7 dersin 4 ‘ünden kalan bir sınıfçıyım. Allaha şükür zeki değilim; tıp falan kazansam 20 yıl mezun olamayacaktım demek ki. Onun dışında iyi bir okurum; ergenlik dönemimde yazma girişimlerim de oldu ama sonra kendimi kınayarak vazgeçtim. ÜKG kızıyım, ki bu feci gurur duyduğum bir durum. Yorumbaz isminde yazı yazmak dışında hiçbir katkımın olmadığı bir blogum var. ( Şaka değil cidden katkım yok; geri kalan her şeyi başkalarına yaptırdım.) Bana hizmet etmesi için annemin doğurduğu bir kardeşim var. Kendisine bakmaktan aciz bir insan olduğumdan ve gece ısırmasından korktuğumdan bir evcil hayvanım yok. 6 yıldır düşe kalka devam eden bir de ilişkim var. Böyle… Sen ÜKG’ye sonradan katıldın. O nasıl oldu?
Ya o tamamen sizin biçliğiniz! Niye en başından çağırmadınız?  ÜKG tayfasının çoğuyla samimiydim ama bana herhangi bir teklif gelmemişti. Yine de hem turu, hem de içindekileri çok sevdiğim için kendi kendime reklamlarını yapıyordum. Öyle bir rol biçmiştim kendime. İçim de gidiyor ama kalkıp beni tura alın da diyecek halim yok. Sonra o dönem başka bir turdan teklif aldım; şu anda çok da başarılılar zaten. Neyse kızlara söyledim, “saçmalama sen bizle olacaksın” falan dediler, ben de arkadaş kontenjanından girmek istemiyordum. Çünkü oradaki bloggerların hepsi fazla iddialı; ben biraz sönük kalıyordum. Yine de çabuk ikna oldum, dediğim gibi hep içimdeydi zaten. Bu arada kızlara söylemeden diğer turda yer almayacağımı belirtmiştim; “Ya ÜKG olsun, ya hiçkimse” dedim. E süper olmuş; yoksa tanımayacaktım seni! Blogunu takip ediyodum sadece, kim olduğun hakkında bir fikrim yoktu. Gizemli insansın! Bloga nasıl başladın peki?
Öyle bir fikrim yoktu aslında çünkü çok popüler bir kitap sayfamız var zaten, orada yapıyordum yorumumu. Kendimce biliniyordum da. Bir de blog işlerinden hiç anlamıyorum. Hani bana ver PC’yi, ancak Google’a girebilen bir insanım. O yüzden başta bulaşmadım ama sonra “açayım ne olacak ki” dedim. Milletin başına ekşidim, kaç kişiye şablon yaptırdım, kaçına header değiştirttim; sayısını unuttum artık. Tasarım anlamında o bloga hiçbir katkım olmadı, destek olan arkadaşlar sağolsun. İşin zor kısmı zaten açmaktı, gerisi geldi. İlk yorumum çok acınası oldu ama zamanla iyiye gitti sanki paylaşımlarım.
Bence gitmiş valla öyle alttan alma kendini! Günde ne kadar zaman harcıyorsun bloguna?
Ben biraz şımarığım, dönüt alırsam günde 5 post yazıyorum. Ama bakıyorum kimse uğramamış, sallıyorum. Günlerce yazmadığım oluyor. Yine de hergün kontrol ederim; kaç kişi girmiş ne demiş diye. PC açıksa,blogger kumanda panelim de açıktır.
Türk kitap blogları da deli gibi çoğaldı. Yurtdışındakilerle kıyasladığın zaman iyi miyiz sence? Yoksa “bunların daha çok ekmek yemesi lazım” mı diyosun?
Ya bence biz daha çok kasıyoruz. Bariz şekilde. Onlar daha rahat; bu rahatlık adamların yazısına da yansıyor. Ama kötü olduğumuzu düşünmüyorum, özellikle ÜKG’ye girip o kadar bloggerla çalışınca daha iyi anladım onu. Her seferinde kafa patlatıyoruz yeni ne yapalım diye; yurt dışındaki adam yorumu dayayıp geçiyor. Gerçi bu biraz da bloggerlar arasındaki rekabetle alakalı. Özellikle turda olanlarla. Bir de onların dil avantajı var tabii ki; sen ben gidip adamın blogunu okuyup, anlayıp “aa ne iyi iş yapmış” diyebiliyoruz. Kafadan 5-0 öndeler yani.
Peki biz niye uğraşıyoruz bu kadar? İşimiz gücümüz yok mu?
Ya bence yok.  Bunu milyon kere konuştuk kızlarla da. Aslında biz o yeni bir şey üretme sürecinden hep zevk alıyoruz,hele sonucunu görmeye bayılıyoruz ama öyle bir şey oluyor,adamın biri çıkıyor senin işini kendine mal ediyor,benzerini yapıyor vs. O bizim tüm enerjimizi götürüyor. ÇÜnkü ne kadar banane desen de,bu iş senin emeğin,sen kafa patlatmışsın.Cefasını ben çektim,sefasını da ben süreyim diyosun. Bu gibi durumda ee biz eşek miyiz niye kasıyoruz ki diyoruz tabi. Ama üstünden 3 gün geçiyor ee bu sefer yeni ne yapsak diye düşünüyoruz. Ama uğraşmasak,biraz salsak çok daha mutlu insanlar olurduk o kesin.
Hazırlık sürecimizden hiç bahsetmiyoruz aslında; kimsenin haberi yok ne kadar uzun süre koşturduğumuzun. Şöyle bir kabaca anlatsana nasıl düzenleniyor tur…
Bir kere benim mesaj kutum asla boş kalmaz. ÜKG kızlarının tamamının katıldığı bir konuşma başlatmış delinin biri, her gün saatlerce ordan yazışıyoruz. Sabahtan akşama kadar. Tabi tur falan konuşmuyoruz. Çeyizden okuyacağımız kitaplara, nefret ettiğimiz insanlardan sevgililerimize kadar artık ne ararsan. Orda turla alakalı bir fikir gelirse aklımıza biri not alıyor. Bu kişi genelde Ezgi olur… Her tur öncesi Hangout yapılır, tahminen gece yarısına doğru. Beyin fırtınası yaparız, o olsun bu olsun diye. Karar verince de tur programını dağıtırız. Tabi bu işin öncesinde yayıneviyle görüşülüyor; o aşama da çok sancılı. Turun amacını anlamayan yayıncılarla da karşılaştık. Onlara dert anlatmak en beteriydi. Takipçiler sadece eğlenceli kısmını görüyor tabii ama arka planda öyle sinir bozucu olaylar, yorgunluklar oluyor ki. Arada ben bırakıyorum diyip gidiyoruz falan. 
Şimdi sana döneceğim biraz; turun bütün sırlarını da vermeyelim! Okuduğun ilk kitabı hatırlıyor musun? Nerden çıktı bu kitap merakı?
Kaptan Grant’ın Çocukları. Feci bir kitaptı. Şu an konuyu anlat desen anlatamam ama deli gibi sevmiştim. Kaç yaşındaydım hatırlamıyorum ama yaşıma göre fazla ciddi bir kitaptı. Lise 2’ye kadar sıkı bir okuyucu değildim. Sonra bir arkadaşım Süleyman’ın Son Rüyası‘nı getirdi bana. Eh bu bitti başka getir, o bitti öbürünü getir derken bir baktım haftada 2 kitap bitirir olmuşum.
Pahalıya patlamıyor mu bu kadar kitap okumak?
Deli misin! Lisedeyken takas yoluyla okuyordum. Hala içim [okuduklarımı] biriktirmediğim için ama o dönem öyle gerekiyordu. Zırt pırt baba bana para ver diyemezsin yani. Üniversiteye başlayınca çalışmaya başladım, insan kendi parasını harcarken çok zoruna gitmiyor. Yine de aylık 200 TL’yi gözden çıkarmak şart.
Türkiye’de herkes şikayetçi fiyatlardan. Haklılar mı sence?
Tabii ki haklılar. Aynı basım kalitesindeki, aynı yazara ait ama farklı yayınevlerinden çıkan iki kitap arasında bazen 7 lira fark oluyor. Biri bunu 13 TL’ye çıkarıyor, biri 20’ye. Biri 13 TL’ye bile satarken kar ediyor demektir. Büyük paralar dönüyor bu sektörde. D&r yüzde 60 iskonto istiyor diye duydum. Düşünebiliyor musun? Demek ki bu kitapların maliyeti değil sorun. Olay şu, en basiti çok tutulan bir romanı 10 TL’ye de yayınlasan bu millet alır, 20’ye de, 25’e de. Eee her türlü satabilecekleri bir kitabı niye ucuza satsınlar? Biraz da realist olmak lazım, bu işi yapanların hepsi bu işe gönül koymuş insanlar değil. Adamlar ”iş” yapıyor. Ne kadar etik tartışılır ama sen adama niye işini yapıyorsun diyemezsin. İnsanlar e-book okumadığı sürece yayınevlerine mecburlar, mecbur oldukları sürece de para verecekler. Bu kadar.
Ben bir yayıncıya niye işini yapıyorsun diye sordum, o günden sonra da İngilizce okumaya başladım zaten. Kitap fiyatları insin demenin hiç anlamı yok, bir şeyi sana vermiyorlarsa almanın başka yolunu bulursun.
Başta bir de ilişkim var dedin. Çocukcağız trip atmıyor mu kitapları benden daha çok seviyorsun diye?
İlgisizlikten bazen şikayet ediyor tabi. Mesaja cevap vermesem hemen ”tamam devam et sen kitaba, takma beni ‘ falan ayağında.  Bir de ben okuduğu kitaplardaki karakterlere çabuk kapılan biriyim, hemen karşılaştırırım da hani. Sevimli tripleri oluyor öyle. Dün bana niye kitap getirmiyorsun tribi attı; anlatamazsın ki onların değerini ona. Okumayacak hor kullanacak, eh diyemiyosun da sana güvenmiyorum. Ben daha ümitsiz bir durumdayım yani.
(Bu arada geçen “sepet popo” muhabbetleri sonsuza dek aramızda kalacak sayın okurlar; kusura bakmayın.)
Seni en heyecanlandıran karakterleri söyle bari…
Jericho Barrons. Bence gelmiş geçmiş en seksi kurgusal karakterdir. İrlandalı kitap karakterlerine karşı anormal bir ilgim var zaten.
Onların aksanı yeter ya! En gıcık olduğun karakter hangisi peki?
Adrian İvashkov. Gıcık olmak yetmez. Bu denli nefret ettiğim başka bir adam yok. Evrende o herifi sevmeyen insan sayısı 5 ‘i geçmez sanırım. Ben 1’inci sıradayım.
N’aptı adam yahu?
Keş moroi diyorum ben ona. Beni sinirden ağlatan bir adamdır. Esas kız bunla olacak diye korkumdan ağlamıştım. Çok itici geliyor bana; tüm o sempatik hallerinin altında çok iddiasız bir adam aslında. Nasıl bir adam kendisini sevmediği halde bir kızla çıkar; dört döndü aşığım seviyorum diye, şimdi yan seride başka bir hatuna aşık. Hayranları kızmasın ama, nerde o büyük aşık? 
Her istediğini elde etmeye çalışan şımarık keş bir moroi bence. Taşa tutacaklar beni, herifin Jesus’tan fazla seveni var!
Amaaaan, Tom Cruise’a tapanlar da var. Biz bir şey diyor muyuz?!
1.50’lik adamlara tapmayın diyebiliriz… 
Bir okur olarak takıntıların var mı peki? Mesela bi yazar kitabın taş çocuğu esmer derse benim sinirim bozuluyo…
Kız aynı anda 2 çocuktan hoşlanırsa okumam, kız herhangi bir sebeple 2 çocuk öperse okumam. Biseksüel hikaye okumam. Gay okumam, grup okumam. Kız seriye sonradan dahil olan adamla olacaksa 20 kitaplık serinin 19’uncu kitabında da olsam okumam. Asla Danielle Steel ve Canan Tan okumam. Okurluk kariyerimde yaptığım en büyük hatalardır. 
Ama başka bi romance’ci ablayı çok seviyodun yanlış hatırlamıyosam. Danielle Steel gibi değil mi o diye sormuştum ben hani?
Nora Roberts. Taparım ona. Kadın 250’den fazla kitap yazmış. Yaratıcılığı düşünebiliyor musun? Bir de garip bir yazar. Romans yazarsa dibine vurur. Ama gider polisiye yazar, onu da okutturur. Mesela ben içinde tecavüz geçen romans okuyamıyorum, midem bulanıyor, kafama takıyorum. Ama Nora yazdı okudum. Alışveriş listesi yazsın, okurum. Öyle bir kadın bence.
Onu okumam bunu okumam diyorum yalnız, ne okuyorsam….
Ne hakkaten en sevdiğin tür? Hani romance ya da sci-fi gibi değil de, içinde şu şu olsun misali?
Ne zor soruymuş kırk saat düşündüm.  Ama Supernatural‘ın fantastiğiyle Aşk ve Gurur‘daki romantizmi birleştirebilen bir tür olsun. Yani hem fantastik kısmı, hem de aşkı inandırıcı olsun. Ama ikisi de sıkmasın.
İyiymiş o da. Peki buldun mu böyle bir kitap?
Yok. Aşk ve Gurur‘daki duyguyu yakalayabilecek bir kitap daha yazılmayacak çünkü. Supernatural belki…
Supernatural’ın da kitapları varmış bu arada ben salak gibi yeni keşfettim. Okudun mu onları?
Yok; dizideki havanın olduğunu sanmıyorum onlarda. O diziyi götüren sadece metin değil çünkü, erkek ırkının en güzel örneklerinden 2’si orda, bizi çekecek etmen daha fazla.
Hazır dizilerden konuşurken, fanfiction olayı hakkında ne düşünüyorsun?
Eğlenmek için yazıyorlarsa beni ırgalamıyor. Ama sonradan hepsi bastırma gayretine giriyor kitaplarını, çoğu da Twilight fanfiction’ı. Zaten kurguyu tamamen değiştirenler sonradan başarılı oluyor, geri kalanları okumam büyük zaman kaybı. Yazmak ise gereksiz. Yani biri bunu yazmış zaten, ezik misin sen…
Ben bir 50’yi biliyorum Twilight fanfiction’ı olup da basılan. Başka ne var?
Wallbanger, Beautiful Bastard, Gabriel’in Cehennemi, Boycotts & Barflies, Poughkeepsie, Tatlı Bela… Tatlı Bela’dan emin değilim gerçi. 
Vay anasını! Hiç haberim yoktu valla!
Twilight olmasa kitap okuyamayacaktık, Meyer büyük hizmetlerde bulundu!
Bir ara hep gençler hiç okumuyo diyolardı. Gittikçe okur sayısı arttı. Gerçi hepsi YA okuyor gibi ama… Bu iyi bir şey mi sence?
Değil tabii ki. Ben de dahilim hep çerez okuyan tayfaya. Eleştiriyorum da kendimi bu konuda ama YA okuduğum için değil, bana bir şeyler katacak kitapları az okuduğum için. Halbuki okuduklarımı da seviyorum, ama bitirdiğimde. Okurken akmıyor kitap ama bittiğinde sağlam kitaptı diyorum. Süreç sıkıcı olunca da soğuyorum. Ama benim gibi olmasınlar. Paşa gönlünüz ne isterse onu okuyun elbette. YA, paranormal, polisiye ne istiyorsanız… Edebiyat estetik zevk almak için yapılan bir uğraştır, okurken zevk almıyorsan kasmanın anlamı yok. Ama şans vermeden de geçmemek lazım. Çünkü cidden şahane kitaplar gümbürtüye gitti. Saksı Olmanın Faydaları en büyük örneği mesela. Biraz çerezciyiz biz. Değiştirmek lazım rotayı azıcık. 10 tane YA okuyorsak, 2 tane de Kafka okusak ölmeyiz de işte.
Senin “mutlaka okuyun” dediğin kitaplar hangileri?
Ya bir kere klasik okusunlar yani. Başta Austen ve Bronte kardeşler. Çünkü aşkın en gerçekçi halini anlatan kadınlar bunlar. Rus edebiyatçıları mutlaka okumalılar. Hepsini değil ama; çoğu iç bayar onların. Şu çok ön planda olanları bir tatmak gerek bence. Suç ve Ceza, Sefiller, Savaş ve Barış. Bir şeyleri sorgulatan kitaplar bunlar. Fareler ve İnsanlar beni uyutmayan bir kitaptı. O da okunmalı. Daha popülerlere gelirsem bence herkes hayatında bir kez James Patterson ya da Grange’ı okumalı. Sahil Yolu ve Kızıl Nehirler özellikle. Paranormal türünün en iyisi bence Ateş serisidir, o da mutlaka okunmalı. Judith McNaught okumadan ölürseniz çok şey kaçıracağınızı düşünüyorum. Türk yazarlardan da Ahmet Ümit’in dünya standardında bir polisiyeci olduğunu düşünüyorum. O da okunmalı. Her türden bir tane mutlaka okunmalı, tadına bakılmalı. Bunlar da alanlarının en iyileri bence. Özellikle Austen insan değil gözümde.
Benim de bunlardan bazılarını hala okumam lazım o zaman. Yarın öbür gün ölürsem gözüm arkada kalır sonra! 
Ben sırf denemek için Canan Tan bile okudum; okur olmak aynı zamanda nefer olmayı da gerektirir! 
Ahmet Ümit’ten başka var mı sevdiğin Türk yazar?
Murat Menteş okudum pek sevmem sanıyordum ama sardı beni. Buket Uzuner’i de severim ama gözüm kapalı almam. Ayşe Kulin’in eski kitaplarının çok daha iyi olduğunu düşünüyorum, son zamanlarda biraz farklı bir yöne kaydı tarzı.
Tüm ÜKG kızlarına sormak için ortak sorular hazırmıştım. Onlarda şimdi sıra…

1. ÜKG kızları bir kütüphane kursa içinden ne gibi kitaplar çıkardı? 
ÜKG kızları İncil’in ilk kopyasını bile bulup çıkarabilir ordan emin ol.
2. Bir yazar olsaydın hangisi olmak isterdin? 
James Patterson.
3. Yangında ilk kurtaracağın 5 kitap hangileri? 
3 Judith, 1 Nora 1 de Karan Marie Moning kitabı; ayrım yaptırma bana, yangın çıksa çocukların arasında nasıl seçim yapardın vicdansız.
4. Bloggerlığa yeni başlamış olanlar için tüyoların var mı? 
Araklamayın, özgün olun, kasmayın, sormaktan ve yardım istemekten çekinmeyin, sataşmayın ve paşa gönlünüz ne yazmanızı istiyorsa onu yazın.
5. ÜKG’nin en sevdiğin yanı?
ÜKG bir araya geldiği için birbirini seven bir topluluk değil, birbirini sevdiği için bir araya gelen bir topluluk.
]]>

No Comments

    Leave a Reply

    This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.