kitaptan filme tv

Umbrella Academy konuşalım hadi! Fangirling bunu gerektirir.

umbrella academy netflx çizgi roman

Şubat ayı, iyice işe boğulduğum bir dönem olduğundan okuma hızım ne yazık ki oldukça yavaşladı. Ama heyecanla beklediğim şeylerden geri kalır mıyım hiç? Tabii ki hayır; sonuçta uyku da neymiş! 15 Şubat oldukça önemli bir gündü arkadaşlar: uçaktan indim, sabahın yedisinde evdeydim. Hemen Netflix’i açtım. Bir baktım hala tanıtım filmi dönüyor; bölümler henüz konmamış! Tam “Ama Umbrella Academy ya!” diye isyan edip, Netflix’e yardırmaya başlıyordum ki “tüm bölümler yayında” reklamını gördüm. Beklemeye değdi ya; cidden değdi!

Özellikle benim yaşlarımda olan pek çok kişi gençliklerinde (!) bir “emo” dönem geçirmiştir. Siyah göz kalemi çekmeden, siyahları giymeden sokağa çıkmamalar, elle tutulur bir dert olmadığı halde “depresyondayım günlük” diye başlayan LiveJournal yazıları… Bir de tabii o döneme damga vuran, bu hislerimizi iyice doruklara çıkaran müzikler. Tabii yıllar içinde pek çok grup geldi geçti o zamandan bu zamana hala “seviyorum!” dedirten, bende yeri özel olan (ki öyle özel ki, bir albümlerinin son sahnesi kolumda dövme olarak yerini alıyor 2007’den beri) bir grup var ki o da My Chemical Romance.

İlk günden bu yana grubun solisti Gerard Way’in beynine âşık olma durumum vardı. Gerek albümlerinde anlattıkları hikâyeler olsun, gerek kendisinin kendinden daha genç kitlelere akıl verişleri olsun (“rock yıldızı” olarak bilinen kaç kişi genç kızlara ‘kulise girmek için memelerinizi göstertmelerine izin vermeyin; siz bundan daha değerlisiniz’ der ki?!) hayal gücünün ve kendini ifade ediş şeklinin hayranıydım. Yani demem odur ki, sonuç olarak Umbrella Academy de işte bu beyinden çıktı ve çizgi romanları ilk günden beri takip etmemin ardından Netflix ile daha bir hayat bulacak olmasına inanılmaz heyecanlandım. Bu heyecanım da havada patlamadı çok şükür.

umbrella academy netflix çizgi roman
Gerard Way’in “Three Cheers for Sweet Revenge” albümü zamanları; tip tanıdık geliyor mu?

Umbrella Academy: süper kahramanların dertli hayatları

Uzun uzun konuyu anlatmak istemiyorum; özellikle çizgi romanları okumadıysanız “bunun gücü ne ki acaba?” anını yaşayın isterim; spoiler olmasın. Ama olayımız şu: 1 Ekim 1989’da dünyanın dört bir yanında, kadınlar hamile olmadığı halde aynı anda doğan 43 çocuk var. Bunların hepsinin de süper güçleri var. Sir Reginald Hargreeves, 7 tanesini evlat edinerek bir aile kuruyor, çocukların güçlerini keşfetmesine yardım ediyor ve onların bir ergen süper kahraman grubu olarak dünyayı kurtarmalarına ön ayak oluyor. Yani Umbrella Academy bu şekilde kurulmuş oluyor. Çocukların Ahmet-Mehmet gibi isimleri olsa da Hargreeves onları 1 Numara, 2 Numara diye çağırmayı tercih ediyor. Bunun arkasındaki neden şu olsa gerek: her ne kadar bir aile olmuş olsalar da çocukların bu hayattaki amacı dünyayı kurtarmak ve başlarına her an, her şey gelebilir; yani çok da bağlanmamak lazım diye düşündü herhalde. Bu hali ve tavrı da Umbrella Academy çocuklarına olumsuz bir şekilde yansıyor tabii.

Kahramanlarla tanıştığımızda hepsi büyümüş, koca adam olmuş (5 Numara hariç denebilir ama olay tam öyle değil; yine spoiler vermeyeyim). Hepsi hem babalarından, hem de birbirlerinden pek hoşlanmıyor ama bazı olaylar nedeniyle yine bir araya gelmeleri, üstüne üstlük yine dünyayı kurtarmaları gerekiyor. E onca yıldır birbirinden kaçan insanları alıp da bir araya koyarsanız neler olabilir, siz düşünün. Ama aslen olanlara pek de yaklaşamazsınız bence; o da ayrı mesele…

Şimdiye kadar karşılaştığımız pek çok süper kahramanın zayıf noktaları da sunuldu bize. Ama buna rağmen hepsinin işi de bir nevi kolay görünüyor; çünkü bizim sahip olmadığımız güçlere sahipler ve yapamadığımız şeyleri onlar kolaylıkla yapabiliyor. Umbrella Academy de bu tür insanların oluşturduğu bir grup ancak söz konusu süper güçlere sahip olmanın onların üzerinde oluşturduğu ağırlığı, sorumluluğu ve bunun getirdiği “rahatsızlıkları” da çok net ve gerçekçi bir şekilde görüyoruz. Şöyle diyorsunuz yani: “bunlar da insanmış ya; sadece güçleri var.” Onlar da bizim gibi hem kendileriyle, hem de birbirleriyle didişiyor ancak bizden farklı olarak dünyayı kurtarmaları gerekmesi durumu var tabii. Bir yandan birbirlerine kıl oluyorlar, diğer yandan da aralarındaki sevgi nedeniyle hiç birine zarar gelmesini istemiyorlar. “Gerçek duyguların, gerçek üstü olaylarla mükemmel uyumu” diyebilirim yani…

Tüm bunlara şahane görselleri, atraksiyonlu sahneleri ve bir de mükemmel bir soundtrack eklerseniz alın size Umbrella Academy. Beyninle bin yaşa be Gerard Way; vallahi seviyorum seni!

Ben daha fazla gaza gelip de anılara dalmadan önce Umbrella Academy tanıtım filmini buraya bırakıp, kaçıyorum:

You Might Also Like

No Comments

    Leave a Reply