0
Söyleşiler

Yazarla Söyleşi: Esin Kıroğlu – Nessahira

14 Nisan 2015

1497532_732380040170703_6451849973867412669_nNessahira‘yı okuyup, dibimin düşmesinin ardından “meraklı Melahat” lakabıma yakışır şekilde kafamda bir sürü soru geziniyordu. Sevgili Esin Kıroğlu beni kırmadı, sorularımı cevapladı…

Kendinizi biraz tanıtabilir misiniz? İlkokul öğretmeni olduğunuzu okudum bir yerde mesela…

1975 Ankara doğumluyum. Ankara Üniversitesi DTCF Edebiyat Bölümü mezunuyum. Ortaokulda Türkçe öğretmenliği yapıyorum. Evliyim ve bir oğlum var.

Kitap yazmaya nasıl karar verdiniz? Konu nasıl ortaya çıktı?

Karar verilen değil de zamanının gelmesi beklenen bir şeydi daha çok. Kelimelerle aram hep iyi olmuştur, ilk gençlikte şiir, hikâye derken hep istediğim roman yazarlığı cesaret edemediğim gizli bir istek olarak kaldı. Cesaret ettiğimde ise kahramanlar ve olay da hazırdı, ben bu romanı “Mutlaka yazacağım!” diyerek kalemi elime aldım. Kalemi derken mecaz yapmıyorum tüm romanı önce kurşun kalemle yazdım.

Konu aşkın en imkânsız hâli ne olur düşüncesiyle belirdi. Nessahira karakteri tüm özellikleriyle ortaya çıkmıştı, peşinden imkânsıza koşut olsun diye Hayal ismi doğdu.

Fantastik-bilimkurgu türüne özel bir ilginiz var mı? 

Çocukluğumdan beri bu türe ilgim var. Erkek çocukların belki daha çok ilgisini çekerdi ama çocukluğumda Uzay Yolu dizisini merakla izlediğimi hatırlıyorum. Uzaya ve gerçeküstü olan pek çok şeye de merakım var. Yalnız gerçeküstülükten kastım kurt adam, vampir, cadı öyküleri değil, bunları izlemeyi sevsem de iş yazmaya gelince ibre bilimkurguya dönüyor.

Karakterlerin isimleri inanılmaz değişik. Nereden çıktılar acaba diye merak ettim ve biraz araştırdım ama bir şey bulamadım, o yüzden size sorayım dedim. Nereden çıktı bu isimler?

Karakterlerin isimlerini boş yere aramayın! Onları uydurdum, onları önce isimleriyle sevdim…Nessahira ismi ilk isimdi, zaten kahramanımız da oydu.

Hayal, Nessahira’ya onu hiç görmeden aşık oluyor. Sizce böyle bir şey gerçekten mümkün mü? Dış görünümün o kadar da önemli olduğuna dair bir mesaj mı saklı altında?

Birini görmeden ona âşık olabilir misiniz? Hiç göremeyeceğinizi bilerek hem de.. Bu soruyu önce kendime sordum, kendimi inandırmazsam başkalarını nasıl inandıracaktım? Sanırım Hayal gibi bunun mümkün olduğuna inandım, Nessahira’nın kendisi ise bu aşka hep muhalefet etti. O, pek çoğumuzun içindeki şüpheleri dillendirdi. Hayal’se katışıksız bir inançla görmediği ve asla göremeyeceği birini sevdi. Göremiyordu ama görmek için her şeyden vazgeçebilirdi de.

Burada dış görünüm önemli değildir, gibi bir cümle kuramam çünkü kahramanlar fazlasıyla güzellik unsuru üstüne kurulu, özellikle idealize edilmiş karakterler. Elbette bunca mükemmeliyet de çok olmuş diyenler olacaktır, bu eleştiri gerçeğin dünyasında kabul edilebilir bir eleştiridir, kurgusu gerçeküstü olan bir romanda ise kabullenilmelidir diye düşünüyorum.

İstanbul deyince böyle doğaüstü olaylar gelmiyor insanın aklına… Neden İstanbul? Neden gümüşler dünyanın pek çok yerini sarmışken İstanbul’a odaklanmayı seçtiniz?

Bu hikâye için İstanbul’dan iyi bir fon olamazdı. Dünyaya göktaşı düşse Newyork’ta, uzaylı inse Newyork’ta, zombi hortlasa Newyork’ta… Eğer bir Türk olarak bilimkurgu yazıyorsam mekân da İstanbul olmalıydı. Kitaptaki mekânları bir bir gezdim. Yoros Kalesi’ne giderseniz kahramanlarımızın oturduğu yeri hemen tanırsınız. Oraya son gittiğimde üçüncü köprü inşaatının manzarayı nasıl değiştirdiğini gördüm, oturdum ve ağladım. Hem kahramanlarımın, hem benim tablom kaybolmuştu.

 Nessahira, kitabın sonunda Hayal’le birlikte gümüşleri yenmeye başaracaklarına inanıyor. Hikayenin devamında bizi neler beklediğine dair bir kaç ipucu almamız mümkün mü?

İkinci kitapta aksiyonun birinciye göre yükseldiğini ve bir anti kahramanımızın da olduğunu söyleyerek bu soruyu geçiştirebilir miyim?

Son zamanlarda gençler daha çok fantastik/bilimkurgu türünde kitapları tercih ediyor gibi. Sizce neden? Gerçeklerden kaçmaya mı çalışıyorlar?

Aslında bu edebiyatımızın ciddi yüzünün bir yanılgısı. Bu nedenle sayımız az da olsa benimle birlikte fantastik bilimkurgu türünde eser veren Türk yazarların çabasını önemsiyorum. Gerçeküstü edebiyat son zamanlarda ortaya çıkmadı, anlatının varoluşundan beri gözümüzün önünde. Efsaneler ve destanları kim üretti sanıyoruz, sözlü edebiyat insanın hayal gücüne sınır koymadı, şimdi de yazılı edebiyat bunu kabulleniyor. Gençlerin gerçeklerden kaçtığını sanmıyorum, sinemada da insanoğlunun yapamayacağı şeyleri yapılmış görmeyi, en azından düşleyerek gözünün, elinin, bedeninin ulaşamayacağı güce ulaştığını izlemeyi seviyoruz. İnsan hep uçmak istedi, evet uçağı yaptı ama bu insanların herhangi bir aletten yardım almadan uçmaları gibi bir hayali yok edemedi. Gökyüzünde özgürce süzülmek fikrini kimse bir demir yığınının içinde uçmak şeklinde düşlemez değil mi? Gençlerin fantastik kitap okumaları sorun değil, “sadece” fantastik kitap okumaları sorun olabilir bence.

Genç yazar adaylarına ne gibi tüyolar verebilirsiniz?

İlk kitabını yazmış biri olarak tabii ki de kendimi tüyo verecek biri olarak görmüyorum. Beni güdüleyen, kurgu ortaya çıktıkça ve karakterler yaşamaya başladıkça yaşadığım mutluluk oldu. En güzel tüyo şu olabilir: Kimsenin bilmediği sadece sizin bildiğiniz bir dünya kuruyorsunuz, o dünyayı parmağınızın ucunda şekillendiriyorsunuz. Yeteneği ve sabrı olan biri bu hazzı neden yaşamasın?

Okurlarınız için bir mesajınız var mı?

Herhangi birinin, herhangi bir yerde, koltuğunda, yastığının yanında, masasının üstünde duran kitaptan benim hikâyemi okuyor olduğunu ve gülümsediğini hayal ediyorum. Beni mutlu ettikleri için teşekkürler…

Nessahira yorumumu buradan okuyabilirsiniz. Nessahira Facebook Esin Kıroğlu Twitter

   ]]>

No Comments

    Leave a Reply

    This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.