0
Kitap Yorumu

Yorum: Kitabımı yakanın…

30 Ekim 2013

Tanımadığım adamların “itfaiyeci” titriyle evime dalıp kitaplarımı yaktıklarını düşününce fenalaşıyorum hala… Hala! Bradbury’nin yarattığı dünyada itfaiyeciler, yangınları söndürmekle değil, çıkarmakla görevli. İnsanlar keşfetmesin, düşünmesin diye kitaplarını yakıyorlar. Bütün gün aptal aptal televizyona bakan, hiçbir şeyi sorgulamadan boyun eğen bir toplum çoğu başkanın işine gelir tabii…

GoodReads’e tekrar baktığımda kitabı Ağustos ortasında okumuş olduğumu gördüm. Bugün sorsanız, karakterlerin isimlerini sayamam size ama Guy Montag’ın (Google’dan baktım adına, bizde yalan yok!) uyanışını, bilinmeyeni keşfetmeye olan açlığını, keşfettikçe aldığı zevki ve gözü kapalı gerçekleştirdiği eylemleri sorgulayışı her zaman kalacak aklımda. Ve başta da söylediğim gibi, kitapların yakıldığı sahneler aklıma geldikçe gözlerim dolacak yine.
Kitabı okumadan önce dahi Fahrenheit 451 hakkında çeşitli yazılar okumuştum. Kimileri, kitapların sansürlenmesini eleştirdiğini söylerken, kimileri de televizyonun bizi aptallaştırdığını iddia ettiğini belirtiyordu. Bence ikisi de var kitapta. Montag’ın eşi ve ailesinin diğer bireyleri sürekli televizyon izleme, aralarında bile pek konuşmama halindeler. Bugün de böyle pek çok insan olduğunu biliyorum ve bu bana halen çok acayip geliyor. Nedeni şu olabilir: ailem ve arkadaşlarımla bir araya geldiğimiz zaman televizyonu açma ihtiyacı duymuyoruz. Olur da açıksa da “şunun sesini kıs yahu!” gibi yorumlar duyulabiliyor çünkü kimse birbirini bırakıp da televizyonla ilgilenmiyor. Hatta bir şeyi hep beraber izlemek için toplaştığımız zamanlarda bile birbirimizle konuşmaya o kadar aç oluyoruz ki filmin/programın/dizinin/her neyse kaçırdığımız yerleri çok oluyor.
Kitap sansürleme ise ne yazık ki halen gerçekleşen bir durum. Dünyada yasaklanmış kitaplar arasında Lolita, Gazap Üzümleri, Alice Harikalar Diyarında ve Bülbülü Öldürmek gibi, önemli edebi eserlerden de pek çok kitap var (Kaynak: Vikipedi). Hatta Fahrenheit 451 de yasaklanan kitaplar arasında. Peki bu kitaplar neden yasaklanıyor? “Çocuklara uygun değil”, “dine uygun değil”, “kültürümüze aykırı” gibi nedenler veriliyor ama bence asıl nedeni tepelerde birilerinin insanların bu kitaplarda yazanları görmesini istememesi. Kitap okuyanlarla “amaaan, niye bunlarla zamanını boşa harcıyorsun?” diye dalga geçenler, aslında önemsemiyormuş gibi göründükleri yazılardan ölesiye korkuyorlar. Olur da okuyan birinin beyninde bir ampul yanar, sormaması gereken bir soruyu sorar, diğerlerinin de aklını çalıp olay yaratır diye…
Bugün içinde bulunduğumuz durumu ele alalım bir de… Polisin, çimenlerde kitap okuyan insanlara biber gazı sıktığı bir ülkede yaşıyoruz. Kendi fikirlerimize sahip olmamız, kendimizi uygun gördüğümüz şekilde ifade etmemiz, düşünmemiz, sorgulamamız istenmiyor. Sponge Bob’daki hamsiler gibi tek tip olmamız, sağımıza solumuza bakmadan önümüze koyulanı yapmamız bekleniyor… Bu duruma rağmen çok da şanslı olduğumuzu düşünüyorum çünkü Gezi’de kütüphane kuran, evlerinden parka kitap taşıyan, birinin gülümsemesini sağlama umuduyla bıraktıkları kitapların içine sevimli, içten notlar bırakan yoldaşlarımız var.
İşte düşüncelerimi oradan oraya savurduğu için bu kitap hakkında yazmam bu kadar uzun sürdü. Yazıyı, Gezi Kütüphanesi bloğunda da yer alan bir Fahrenheit 451 alıntısıyla bitirelim: 
 Kitaplar bize ne tür eşekler ve aptallar olduğumuzu hatırlatmak içindir. Kitaplar, tören alayı büyük bir gürültü içinde caddede ilerlerken, Sezar’ın kulağına ‘Unutma, Sezar, sen de ölümlüsün’ diyen pretoryen muhafızlarıdır.

]]>

No Comments

    Leave a Reply

    This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.