Genel

Yorum: Koleksiyoncu – John Fowles

Bu sabah yanlış otobüse binip de yüz bin saat yolda tıkılıp kaldığımda bitirdiğim Koleksiyoncu’yu (The Collector) okumam tam 41 gün sürmüş!
İngiliz yazar John Fowles’ın ilk başlarda pek çok yayınevi tarafından reddedilen, bugün ise ölmeden okunması gerekenler arasında yer alan kitabı bana biraz Ayn Rand’in Hayatın Kaynağı‘nı (The Fountainhead) anımsattı. Konuları alakasız, tabii. Fakat şöyle ki… Özellikle pek çok filmde ve dizide şu sahneye çok fazla denk geliyorum: karakter X’in elinde Rand’in kitabı var. Karakter Y ile ne olduğunun önemli olmadığı bir konuda muhabbet ediyor. Sonrasında ise “sana da veririm bu kitabı; okuman lazım” diyor. Yani popüler kültürde bile bu kitabın okunması gerektiği inceden inceden işleniyor insanların beynine… (Siz de merak ettiniz, değil mi? Hayatın Kaynağı yorumumu buradan okuyabilirsiniz.)
Fowles’un Koleksiyoncu‘su da işte böyle bir kitap. Bu kitaba gönderme yapılan filmleri ve dizileri tam olarak hatırlamıyorum ancak hiç unutmadığım bir tane var: Criminal Minds. Birinci sezonun son bölümü olan 22’nci bölüm (The Fisher King: Part I) ve ikinci sezonun ilk bölümü (The Fisher King: Part II), Koleksiyoncu üzerine kurulmuş diyebiliriz. Sonunda vakayı çözebilmek için tüm kütüphanelere haber salarak kitabın ilk edisyonunu bulmak zorunda kalıyorlar. Televizyonun karşısında aklınız uçarken “neymiş lan bu kitap?” diye düşünmekten alamıyorsunuz kendinizi.
Hikayenin özü ise şöyle: Ferdinand isimli sosyopatımız, Miranda isimli sanat öğrencisi ablamızı görmüş, beğenmiş. Onu kafasında ilahlaştırmış. Sonra üstüne bir de zengin olunca tamam artık bu kız benim olacak, istediği her şeyi verebilirim ona diyor. 
Dört bölümden oluşan kitabın ilk bölümü favorimdi çünkü Ferdinand’ın bakış açısından anlatılıyordu. Nedendir bilmem, psikopat sayılan insanların beynine girebilmeyi sevmişimdir hep. Kitabı okuduğum/okumaya çalıştığım 41 günün ilk gününde şıp diye okudum bu kısmı. Sonrasında ise Miranda’nın günlüğü şeklinde, onun bakış açısı geldi ikinci bölümde…. Nasıl içim sıkıldı, anlatamam! Mızmız, kadın olmaktan nefret ettiren kadın örneği kendisi. G.P. diye kendinden çok büyük bir adamdan etkilenmiş, onun kurallarını kendi kuralları gibi benimsemiş, anlatıyor da anlatıyor… 
Kitabın sonuca bağlandığı son iki bölümde de aklımın uçtuğunu itiraf etmem lazım. Koleksiyoncu‘nun boşu boşuna okunması gereken kitaplar arasında yer almadığını anladım. Fowles amcayla da başka kitaplarında karşılaşacağım.
Yalnız sizi uyarmam lazım; mutlu sonla biten bir kitap değil bu. Sonunda bayağı sarsılıyor ve yıkılıyorsunuz hatta. Bunu bilerek okumanız iyi olur diye düşünüyorum; sonra dünya başınıza yıkılırsa beni öldürmeye kalkmayın.
Kitabın Türkçesi Ayrıntı Yayınları’ndan çıkmış. Buradan inceleyebilirsiniz.
]]>

You Might Also Like

No Comments

    Leave a Reply