Menu
Kitap Yorumu

Yrsa Daley-Ward anılarını şiirle ziyaret ediyor

Yrsa Daley-Ward geçtiğimiz yıl bone isimli şiir kitabıyla kalbimi çalmıştı. bone’daki şiirleri doğal, dürüst, dili basit ama etkileyici ve büyülüydü. “Şiir formatında bir otobiyografi” olarak değerlendirebileceğim The Terrible’da da benzer hisler olsa da sanki yetersiz kaldılar gibi geldi bana. Yrsa Daley-Ward, The Terrible için “Yazıp yazabileceğim en dürüst şey olabilir” demiş. Öyle olduğunu hissediyorsunuz da ama işte bu sefer de kurgunun büyüsü biraz eksik kalmış gibi geldi bana. Ben şahsen hâlâ gerçeklerin, özellikle de hakkında konuşmanın, yazmanın, hatta akla bile getirmenin zor olduğu gerçeklerin kurgu ile daha dürüst, daha hisli bir şekilde anlatılabildiğine inanıyorum.

Bunu demişken, Yrsa Daley-Ward The Terrible’da da yine oldukça zor konuları ele alıyor. Kadının hayatı kitaplık zaten. Jamaikalı bir anne ve Nijeryalı bir babanın çocuğu olan Yrsa, babasıyla hiç tanışmamış. İngiltere’nin kuzeyinde bir kasabada annesi ve karşı Küçük Roo ile birlikte büyüyor. Annesi Marcia’nın sevgilileri oluyor tabii ve Yrsa bedeninin tehlikeli bir şey olduğunu, seksin gücünü ve onunla birlikte gelen korkuyu çok küçük yaşlarda keşfediyor.

Yrsa Daley-Ward kim ki?

Annesinin sevgililerinin aklını almaya başlayınca (maalesef bu tür iğrenç insanlar dünyanın her yerinde hâlâ var) Marcia Yrsa ve Küçük Roo’yu anneanne ve dedelerinin yanına gönderiyor. The Terrible’da onlarla birlikte yaşadığı zamanları, onların inançlarının ve davranışlarının kendisi üzerindeki etkisini de bolca anlatıyor. Anneanne ve dede, Seventh-day Adventist Church üyesi ve inançlarının çok katı kuralları var. Kendini keşfetmeye, kim olduğunu anlamaya çalışan genç bir kız üzerindeki etkisini az çok tahmin edebilirsiniz herhalde: sürekli bir “ben bozuğum, ben yanlışım, ben neden böyleyim” hissi ile yaşamak hiç ama hiç kolay olmasa gerek.

Yrsa Daley-Ward 20’li yaşlarının başlarında Londra’da kıt kanaat geçinerek Apple, Topshop ve Nike gibi markalar için modellik yapmış. Ve yine kitabında bu dönemden de çoğunda sarhoş ya da kafası güzel olduğu anıları var. Yine kim olduğunu, ne olduğunu keşfetmeye çalışıyor bir yandan. Aşık oluyor veya olduğunu sanıyor, güvendiği bazı insanlara aslında güvenmemesi gerektiğini görüyor, diğer yandan da onlardan uzak olsa da aklının bir ucu sürekli Marcia ve Küçük Roo’da…

Yrsa Daley-Ward

Modellik kariyeri Yrsa’nın Güney Afrika’ya gitmesini sağlıyor. Şiirleri ile tanınmaya başlaması da 20’li yaşlarının ortasında, Cape Town’da oluyor. Yrsa’nın oldukça kişisel olan şiirleri bireysel kimlik, ırk, ruh sağlığı, kadınlık, depresyon gibi hakkında konuşması her zaman kolay olmayan konulara odaklanıyor. Yazıya, yazmaya, şiire ve ele aldığı konulara yaklaşımı ise şöyle:

“Eğer bir şeyi yazmaktan korkuyorsanız, bu iyi bir işaret. Sanırım korkuyorsanız gerçeği yazdığınızı biliyorsunuzdur.”

Yrsa Daley-Ward kitapların bizi ne kadar farklı yerlere götürdüğünün ve bizden ne kadar farklı insanlarla tanıştırdığının en iyi örneklerinden biri bence. Düşünsenize, babasıyla hiç tanışmamış, zenci, lezbiyen, aslen yazmayı seven bir kız içinde bulunduğu durumu iyileştirmek için modelliğe yöneliyor, kendini Güney Afrika’da buluyor ve orada sevdiği asıl şeyi yapma fırsatını yakalıyor. Ben şahsen kırk yıl düşünsem uyduramam böyle bir hikâye çünkü yaşadıklarımız, hayal gücümüzün kapsama alanını da çok etkiliyor.

Yrsa’nın kitapları henüz Türkçe’ye çevrilmemiş ne yazık ki. Çevrilir mi onu da bilemiyorum. Olur da çevrilecek olursa da çeviriyi yapacak kişiye bol şans diliyorum; işi pek kolay olmayacak. “İngilizcesini okuyabilirim ama bana göre mi pek de emin değilim” diye düşünenler için de TEDx Talk’unu buraya bırakıyorum önce bir tanışmanız için. Başlangıcında da bone kitabında da yer alan, Mental Health (Ruh Sağlığı) isimli şiirini okuyor:

No Comments

    Leave a Reply

    This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.